Abidin Köse│Okuyan insan yazma gereği duyuyor

Abidin Köse resim, karikatür, ahşap heykelcikler yapıyor, şiir ve öyküler yazıyor. Çeşitli karma ve kişisel sergilere katıldı. Bir şiir, bir öykü ve karikatür albümü yayımlandı. “Siyasal, sosyal ve yaşamsal anlamda başımdan çok olaylar geçti. Okuyan insan yazma gereği duyuyor. Sanatın her türü beni mutlu ediyor“ diyor.

Ankara – Abidin Köse, 1954 yılı Çorum’un Alaca ilçesinin Akören köyünde doğdu. Siyasi nedenlerle Endüstriyel Sanatlar Yüksek Öğretmen Okulu son sınıftan ayrıldı. 27 yıl özel sektörde çalıştı, emekli olduktan sonra sanat uğraşılarına daha çok zaman ayırmaya başladı. Resim, karikatür, ahşap heykelcikler yapıyor, şiir ve öyküler yazıyor. Çeşitli karma ve kişisel sergilere katıldı. Bir şiir, bir öykü ve karikatür albümü yayımlandı. Öykü ve şiirleri birçok edebiyat dergisinde yer aldı. Bir oğlu var ve İzmir’de yaşıyor.

Abidin Köse nasıl bir çocukluk dönemi geçirdi?

Abidin Köse: Bir Ege köylüsü kadar şanslı olmasam da Orta Anadolulu köy çocuğu olarak gene de kendimi şanslı buluyorum. Şimdiki gibi fabrikasyon oyuncaklar yoktu ama biz çamurdan, şeker pancarından, söğüt sürgünlerinden, tel çitlerinden tekerli oyuncak kağnılar, traktörler ve arabalar yapardık. Öncelikle bilmemiz gereken her köy çocuğunun evinde gücü oranında üretime katkısı olur. Bir köy çocuğunun tarım ve hayvancılıkla uğraşan ailelerine her aşamada yardımcı olacağı işler vardır. Gerek hasat mevsimi gerekse hayvan bakım ve otlatma konusunda sürüp gider. Bu çalışma ve hayvan otlatma arasında kardeşlerle ve komşu çocuklarıyla kendimize oyunlar üretirdik. Bu üretime katkı anlayışı ilkokuldan lise son sınıfa kadar sürdü. Lise sonda, Lise-Der diye Ankara’da bir dernek kurduk. O derneğin kurucularından olunca siyasallaştım. Siyasallaşınca köye bir misafir gibi gidip gelmeye başladım. Çok kardeşli olduğum için bana ihtiyaç da kalmamıştı.

Çok yönlü bir kişiliğiniz, uğraşılarınız var. İlk hangisinden, hangi koşullarda, nasıl başladınız?

Evet, sanatsal anlamda çok yönlü kişiliğim olduğu söylenebilir, fakat bütün sanatsal uğraşılarım hobi olarak yaptığım etkinliklerdir. Bu yüzden kendime sanatçı diyemem. Ben sanatçıysam akademik eğitim almış kişilere ne diyeceğiz! Hiçbir zaman sistemli olarak sanatla uğraşmadım, hep istediğim zamanlarda çalıştım. O yüzden amatör olarak kaldım. Yüksek okulda okurken, 1979-1980 yılları Mamak Askeri Cezaevi’nde geçti, faşist diktatörlüğün zorunlu misafiri oldum. Bu arada okul eğitimim yarım kaldı.

İnşaat meslek lisesi okuduğum için proje çizim kalemlerim vardı. Cezaevine istedim. O dönem çok beğendiğim şimdi Fransa’da olan çizer Selçuk Demirel’e özenirdim. Onun çizimlerinden esinlenerek cezaevinde karikatür çizmeye başladım ve kendimi geliştirerek bugüne kadar geldim. Şiir ise aşkla başladı, kırkından sonra. İlk eşimden boşanmıştım, 45 yaşlarında kendimden 20 yaş küçük bir kadına âşık oldum. Daha doğrusu o benimle olmak istediği için ben de onunla olmak istedim. Bu bizi aşka götürdü. Üç ay birlikte yaşadık fakat ailesinin baskısı sonucu ayrılmak zorunda kaldık. Bu süreçte çok şiir yazdım. Hâlâ da gözümün değdiği güzellere şiir yazmaya devam ediyorum. Karikatürde insan figürleri çiziminde zorlanıyorum, bu yüzden fırsat buldukça resim dersleri almaya başladım. Daha çok da nü dersleri aldım.

Ayrıca çalıştığım inşaat firması patronlarının sosyal, kültürel anlamdagelişmiş bir aile yapıları vardı. Resim koleksiyoneriydiler. Bunlardan etkilendim, bende resim biriktirmeye başladım. Şu anda irili ufaklı yirmiden fazla orijinal resim koleksiyonum var. İyi ki de bu aile ile tanışmışım, on yıl kadar birlikte çalıştık. Benim her anlamda gelişmeme çok katkıları oldu. Yoksa taşralı feodal bir köylü gibi kalacaktım.

İnşaat sektöründe çalışırken bir odun parçasını insan figürüne benzettim. İskarpela ile oyarak onu heykelleştirdim. Heykel serüveni de böyle başladı, 30-40 cm boylarında 15-20 heykel yaptım ve evimde sergiliyorum. Başka zaman başka yerde ortak sergi açar mıyım# onu da bilmiyorum. Evim uygun olmadığı için şimdilerde heykel yapamıyorum.

Bilmediğiniz bir de fotoğrafçılık yanım var. Sanatsal olmasa da gösteri, miting gibi anısal fotoğraflar çekiyorum. Ayrıca TRT sanatçısı bir köylümün THM korosuna gidiyorum. Türkülerle aram iyidir ama hobi, hâlâ hobi…

Öykü, fotoğraf ve koro çalışmalarım İzmir belediyelerinin sosyal, kültürel etkinlikleri kapsamında başladı. Korona virüs ortadan kalkarsa yine devam etmek isterim.

Sanatçı sayılmam“ diyorsunuz ama “Başka Bir Dünya Mümkün” adında karikatür albümü yayınladınız. Birçok karma sergiye katıldınız. Kişisel serginiz de oldu. Üstelik bir karikatür derneğine üyesiniz ve daha bu Covit-19 günlerine kadar da çok aktiftiniz. Bize biraz buralardan anlatır mısınız?

Üst satırlarda da bahsettiğim gibi amatör olarak çalıştığım için sanatçı sayılmam diyorum. Karikatürcüler Derneği’ne üyeyim. Üye olmak için yarışmalardan ödül almak gerekiyor. Ben de böyle üye oldum. Hâlâ bir amatör olarak yarışmalara katılıyorum. Ödül alamasak bile karikatür albümü çıkıyor ve içinde bizim de karikatürümüz olduğunda seviniyoruz. Karikatürcüler Derneği İzmir Temsilciliği“nin düzenlediği birçok karma sergiye katıldım. Ayrıca İzmir Bornova Belediyesi’nde, Konak Belediyesi Karikatür Müzesi’nde kişisel sergiler açtım ve orada çizmeye devam ediyorum. Bir de ‘Başka Bir Dünya Mümkün’ adlı dostlarla paylaştığım karikatür albümüm var.

“Maden Ocağı” adlı öykü kitabınızı çok beğeniyle okumuştum. Toplumun güncel sorunu olan öykülerin toplamı. Aradan uzun zaman geçti ama yeni öyküler gelmedi, merak ediyorum. Oysa öykü dilini de iyi kullanıyorsunuz.

Öykü atölyelerine gittiğimden bahsetmiştim. İyi bir okur sayılmasam da orta halli bir okurum. Siyasal, sosyal ve yaşamsal anlamda başımdan çok olaylar geçti. Okuyan insan yazma gereği duyuyor. Bu insanın dolup tekrar deşarj olması gibi bir şey. Şiir yazıyorum, bir de düz yazı yazabilir miyim diyerek başımdan geçenleri öyküleştirmek istedim. Maden Ocağı öykü kitabım böyle oluştu. Dostlarımın beğenmelerine rağmen benim düz yazıda yani öyküde eksiklerim olduğunu biliyorum. Belki eksiklerimi giderdiğimi düşündüğümde yine yazarım. Fakat şiir yazmaya devam ediyorum. İleride bir şiir kitabı daha çıkarmayı düşünüyorum.

Şiir serüveniniz ve şiir kitabınız “Kelebeğin Ömrü” için ne dersiniz?

Dünyanın oluşumunu düşündüğümüzde insan ömrünün bir kelebeğin ömrü kadar kısa olduğunu varsayarak şiirlerimde bunu dile getirmeye çalıştım.

Öykü, şiir, resim, karikatür ve ahşap oymacılığı bunların içinde düşüncelerinizi ve kendinizi en iyi ifade ettiğiniz hangisi ve neden?

Şiir konusunda kendimi daha yetkin buluyorum. Ayrıca hocalarım da öyle söylüyor. Diğer yandan, karikatür siyasal ve sosyal alanda kalıcı mesajlar verdiği için çizerken haz alıyorum. Zaman buldukça çiziyorum. Öykü, resim, heykel konusunda duraklama devri yaşıyor gibiyim.

Sıra dışı bir insan olduğunuzu biliyorum. İşte oradan yaşama ve aşka nasıl bakıyorsun?

Sıradışılığımı, biraz feodal yapıdan gelmiş olmamıza ve baskı altında yetişip kendimizi ifade edemeyişimize bağlıyorum. Kendimizi baskılardan kurtulmuş, özgür olduğumuzu düşündüğümüz zaman sıradışılığımız kendini gösteriyor. İyi ki sıradışıyım, toplumla ve kendimle barışığım, bu yüzden yaşama bağlıyım. Altmış altı yaşından sonra yaşama nasıl bağlanıyorsunuz derseniz fazla beklentim yok. Bu beklentisizlik beni rahatlatıyor. Yalnız etrafımızda tanıdık, dost, arkadaş gruplarından yıldızların kayması sıkıntı veriyor. Aşk derseniz, birlikte yaşadığım çok sayıda, ama nikâhlı iki sevgili. Ayrıca şimdi eşim benden 20 yaş daha küçük, mutluyum ve onu incitmek istemem.

Sıradışı bir durum da oğlunuza hiçbir zaman baba“ dedirtmediniz, neden?

İlk eşimden bir oğlum var ve “baba“ dedirtmiyorum. “Baba“ dedirmeyişim, Avrupalı özentisi olduğu gibi, daha rahat, arkadaş gibi olma isteğimden de kaynaklanıyor. On yedi yaşında birbirimizden ayrıldık ama ilişkimiz hiç kopmadı. Hep şakalaştık ve rahat iletişim kurduk. Zaman zaman kırıcı da olduk fakat küslük olmadı. Şimdi teyzelerine ve amcalarına bile adıyla hitap ediyor. Onlar da ben de yadırgamıyorum. Baskı altında büyümediği için kendini ifade etmekte yetişme tarzının etkisi var diye düşünüyorum. Pişman değilim böyle yetişmesinden, ayrıca mutluyum. TUBİTAK gibi bir kuruluşla yeni projeler çizecek kadar kendini geliştirdi.

Çıkınınızda mutlaka bir şeyler vardır, bizimle paylaşmak ister misiniz?

Sanatın her türü beni mutlu ediyor, sevişmek kadar haz veriyor ve özgürleştiriyor. Bu ülkede belirli yaşlardan sonra hastalıklarla uğraşmak yormuyor insanı. Fakat 12 Eylül faşist cuntasından daha ağır sancılar yükleyen AKP iktidarı daha çok yoruyor. Adaletsiz mahkeme kararları, adil olmayan ekonomik paylaşım, her konuda yalan dolanla iş yapan ekonomik gizlilikler. Ekonominin 5-10 müteahhidin elinde olması. Kadına şiddet, çocuk tecavüzleri ve iyi hal yasasından tahliyeler, sendikal baskılar, işsiz üniversite mezunları, gazetecilerin ve yalakalık yapmayanların sorgusuz içeri atılması, profesörsüz üniversiteler. İtaat eden gerici yobaz bir toplum sancıları. Duyarlı demokrat olanların, 68 ve 78 kuşağının temel sorunu haline geldi bu sancılar, bizi daha çok incitiyor ve yoruyor. Dilerim fazla ezilmeden, incinmeden, kayıp vermeden altından kalkarız diyorum.

ayseesimsek@hotmail.com

Vielleicht gefällt dir auch