Avusturya sinemasında sansür kaldırılıyor

Avusturya sinemasının gelmiş geçmiş en önemli yönetmeni hiç kuşkusuz Michael Haneke’dir. Alana yönelik, “duygusal buzlaşma” diye adlandırdığı kendine özgü bir toplumsal yabancılaşma eleştirisi tarzı kazandırmıştır.

Viyana – Alman faşizminin 2. Dünya Savaşı’nı kaybetmesi üzerine, Müttefik Güçler Viyana’yı işgal etti. Savaştan sonra, Avusturya’da İkinci Cumhuriyet dönemine geçildi. Viyana bu donem, savaş sırasında yasaklı olan Amerikan, İngiliz filmlerinin akınına uğradı. İşgalci ülke filmlerinin cirit attığı bu yıllarda, yerli film endüstrisi tarafından gerçekleştirilen ve yönetmenliğini Willi Forst’un yapmış olduğu Wiener Madeln (1945) başarılı bir film olmuştur. Aynı yıl sansür kaldırılmıştır. Yerli yapımcılar tarfından bu yıllarda daha çok Heimat und Kaiser temasını işleyen filmler çekildi. Der weite Weg, Eduard Hoesch tarafından savaş sonrası (1946) çekilen ilk film oldu. Savaştan sonra ilk renkli film yapımı ise Marika Rok tarafından 1950 yılında (Fregola, Das Kind der Donau) gerçekleştirildi.

1950’lerde Avusturya sinema endüstirisi için canlı bir dönem başlamıştır. Ülke sinema seyircisi, bu dönemin (yani 50’li yılların) sonlarında, yılda yaklaşık 120 milyon gibi yüksek rakamlara ulaştı. Ayrıca, dünya sinemasında yaşanan sinemasal gelişimin etkileri Avusturya sinemasına da yansımaya başladı. Bu yıllarda gerek neorealizme yönelim, gerekse avantgard ve dökümenter sinema denemeleri yapıldı. 1960’lı yıllarda Peter Kubelka, Marc Adrian, Kurt Kren ve Ferry Radax gibi isimler, bağımsız sinemanın öncülüğünü yaparak alternatif yapıtlar gerçekleştirdiler. Dolayısıyla bu yıllarda, Avusturya sinemacıları bir taraftan Avantgard sineması bir tarftan da ticari sinema arasında bir dönem geçirdiler.

Avusturya Film Müzesi

Edith Hirsch ile Sepp Jahn Memento Mori (1962) ve Reflexion (1970) adlı iki başarılı film çektiler. 1955’de Ludwig Geseks, Avusturya Sinema Arşivi’ni; Peter Kubelka ve Peter Konlechner ise 1964’te, (ileride Avrupa’nın bu alandaki en önemli kuruluşu olma özelliğini kazanan) Avusturya Film Müzesi’ni kurdular.

Edebiyat, tiyatro ve plastik sanatların kendini modernize edip yenilemelerine karşın, sinema yakalamış olduğu değişim dalgasını iyi değerlendiremedi ve çağa ayak uyduramayarak yok olmayla başbaşa kaldı. Avusturya, 1960-1980 yılları arasında sinema endüstrisi seyicisinin büyük bir kısmını kaybetti. Bunda, 1960’larda ülkede televizyon yayınlarının yaygınlık kazanmasının yanı sıra, artan refah düzeyi ile birlikte insanların boş zamanlarını değerlendirme konusunda yeni alışkanlıklar edinmiş olması da etkili oldu.

60’larda yavaş yavaş hissedilmeye başlanan kriz, 1970’lere gelindiğinde iyice su yüzüne çıktı. Özellikle 1970-72 yılları arasında, sinema salonlarında ciddi bir azalma oldu. Bu dönem, yılda dört-beş film ancak çekilebilmişti. Kapanan sinemaların yerlerinde bankalar, süpermarketler gibi zincirleme iş merkezleri kurulmuştur. Sinema endüstrisi, 1960 ile 1970 yılları arasında ülke genelinde 700’ün üzerinde sinema salonunun kapanmasıyla yüzyüze kaldı. 1950’lerin sonunda ülke genelinde 1244 olan sinema salonu sayısı 1994’te 390’a inmiştir. Sadece, şehir merkezlerinde ve en kalabalık semtlerde olan sinemalar ayakta kalmayı başarmıştır.

1980’lere gelindiğinde ise Avrupa’da devir artık kapitalist ekonominin ihtiyacı olan aşırı tüketim toplumu devri oldu. Bu toplumsal sürecin etkileri sinema endüstrisine de yansıdı ve 80’lerin başında Avusturya’da Kinocenter’lar açılmaya başlayıp, 90’lı yıllarda iyice yaygınlık kazandı. Multiplex, Millennium-Citiy (2001) vs açıldı.

Artık, sadece bu tarz yerler sokaktaki seyircinin ilgi odağı haline geliyordu. Tüm bu yaşananlara karşın, gerek 1980’lerden itibaren devletin sinemaya desteğinin artması, gerekse yeni bir kuşağın sinemaya başlaması Avusturya sinemasına yeni bir soluk ve canlılık getirdi. 1980 sonrası itibariyle çekilen filmlerden bazıları şunlar oldu:

  • Wolfgang Gluk: Der Schüler Gerber (1981) ve 38 (1985)
  • Walter Bannert: Was kostet der Sieg (1981)
  • Axel Corti: An uns glaubt Gott nicht mehr (1981) ve Welcome in Vienna (1986)
  • Xaver Schwarzenberg: Der Donauwalzer (1984)
  • Gerarld Kargl: Angst (1983), Niki List Malaria (1982) ve Müllers Büro (1986)
  • Fritz Lehner: Notturno (1988)
  • Wolfgang Paulus: Nachsaison (1988)
  • Anton Peschke: Zeit der Rache (1990)
  • Barbara Albert: Nordland (1999) ve Zur Lage (2002)

Haneke ve ‘duygusal buzlaşma’

Yukarıda saydığımız yönetmenlerin dışında, Avusturya sinemasının gelmiş geçmiş en önemli yönetmeni hiç kuşkusuz Michael Haneke’dir. ‚Duygusal buzlaşma‘ diye adlandırdığı ve bir toplumsal yabancılaşma eleştirisinin yapıldığı üçleme filmlerinin ilk örneği Der siebente Kontinent (1989) oldu. Üçlemenin ikinci filmi, Benny’s Video (1992); son filmi ise 71 Fargmente einer Chronologie des Zufalls (1994). Bu başarlı toplumsal eleştiri filmlerini gerçekleştirdikten sonra, bir Kafka uyarlaması olan Das Schloss (1997) ile şiddet konusunu işleyen Funny Games‚i (1997) çekti.

Haneke, bu filmlerin yanında televizyon için de bir takım başarılı filmler gerçekleştirdi. 2000’de yapmış olduğu Code: unbekannt ile Fransa’daki ırkçılık konusuna eğildi. Nobel ödüllü Elfriede Jelinek’in romanından uyarladığı Die Klavierspielerin (2001) filmi ile bastırılmış cinsellik temasını işledi. Bu film Cannes Film Festivali’nde, Jüri Özel Ödülü’nün yanı sıra en iyi erkek ve kadın oyuncu ödüllerini de kazandı. Fransa’da çektiği ve yine ırkçılık konusuna eğildiği ve bu sefer bilinçaltına inerek psikoanalist bir yaklaşımla toplumsal bir eleştirinin yapıldığı Cache (2005) adlı filmi de önemli yapıtıdır. Michael Haneke bu filmi ile Cannes Film Festivali’nde “en iyi yönetmen ödülü”nü kazandı. Ayrıca bu film, Berlin’de, “en iyi Avrupa film ve yönetmeni ödülü”ne de değer bulundu.

Haneke dışında başka bir önemli yönetmen, son yıllardaki yapıtlarıyla dikkatleri üzerine çeken Urlich Seidl’dır. Belgeselci bir geçmişten gelen Seidl, faşist partinin 2001’de iktidara gelmesi üzerine, bunu sorgulamak amacıyla, önemli bir çalışma kabul edilen Zur Lage (2001) adlı dökümenter filmini gerçekleştirdi. (Bu film, Seidl dahil toplam dört yönetmen tarafından çekildi. Her biri ayrı bir bölümü yönetti.) Bunun yanında başka önemli fimleri; 2000’de çektiği Hundstage ve 2007’de çektiği Import-Export adlı başarılı filmlerdir. Bu filmlerle de, Haneke’nin sert eleştirel çizgisini sürdürdü.

Kendine has üslubuyla, Avusturya sinemasının baska bir önemli yönetmeni Stefan Ruzowitsky’dir. Ruzowitsky; Tempo (1996), Die Siebtelbauern (1997), Anatomi (2000) ve Anatomi-2 (2003) adlı önemli filmlerinden sonra çektiği Die Fälscher (2007) filmiyle, yabancı film dalında Avusturya’ya Oscar kazandıran ilk yönetmen oldu. Filmde işlenen hikâye, II. Dünya Savaşı yıllarında bir toplama kapında geçiyor. Nazilerin kurduğu bir atölyede, sahte para basmak amacıyla bu konuda yetenekli esir Yahudilerin bir araya getirilerek para basma girişimi anlatılıyor.

Vielleicht gefällt dir auch