HÜSEYİN A. ŞİMŞEK

Avusturya’nın George Floyd’u: Marcus Omofuma

Afro-Amerikan ABD vatandaşı George Floyd’un polis şiddeti dolayısıyla hayatını kaybetmesi, birçok başkentte olduğu gibi Viyana’da da protesto edildi. 4 Mayıs Perşembe günü yapılan gösteriye 50 bin insan katıldı. 5 Mayıs Cuma günü ise ABD Büyükelçiliği önünde bir protesto gösterisi vardı, yaklaşık 9 bin kişinin yer aldığı. Klagenfurt, Linz, Graz, Salzburg, Innsbruck gibi eyalet başkentlerinde yapılan gösteriler de hesaba katıldığında, ülke çapında organize edilen gösterilerde 80 bini aşkın kişi ırkçılığı protesto etti.

Bu gösterilere katılanlar, ABD’deki yönetimi protesto ederken, aynı zamanda, Avusturya’nın yakın tarihinde benzer bir “sabıka” olduğunu da anımsattılar. Yine, Sosyal Demokrat Parti (SPÖ) Genel Başkanı Pamela Rendi-Wagner, Viyana’daki (aynı zamanda ülkedeki) ilk gösterinin yapıldığı 4 Mayıs Perşembe günü, sosyal medyada bir paylaşımda bulundu. Hükümetin, George Floyd’un polis tarafından öldürülmesi ve dünyayı saran karşı kitlesel gösteriler konusunda sessiz kalmasını eleştirdi, “ırkçılığa karşı net tavır takınma” çağrısı yaptı. Neden?

Çünkü koalisyon hükümetinin küçük ortağı Yeşiller Partisi, ırkçılığa karşı söz konusu gösterilerde ağırlıklı bir şekilde yer alırken; Başbakan Sebastian Kurz ve hükümetin büyük ortağı olan partisi ÖVP’den hiç açıklama gelmemesi manidar bulunmakta. Akıllara hemen gelen ise, Avusturya’nın yakın tarihinde de bir George Floyd’un olmasıydı: Nijeryalı sığınmacı Marcus Omofuma.

Avusturya’ya gelip sığınma başvurusunda bulunmuş, başvurusu kabul görmemiş, hakkında sınırdışı kararı verilmişti. Sınırdışı edilme, dönemin AB mevzuatı ve sığınmacılarla ilgili anlaşmalar çerçevesinde, kendi ülkesi Nijerya’ya değil de üçüncü bir ülke olarak Bulgaristan’a yapılacaktı. Viyana Uluslararası Havaalanı’nda bir uçağa bindirilip Sofya’ya “postalanacak”tı! Fakat Avusturya polisi, Marcus Omofuma’yı sınırdışı etmeye çalışırken, uyguladığı muamele, kullandığı yol ve yöntem dolayısıyla onu hayatından etti. Sofya yerine, hem de doğduğu ayda, tam da 1 Mayıs 1999 günü, ne yazık ki mezara gönderdi.

Eşlik eden üç polis memuru yargılama sırasında verdikleri ifadelerde, Omofuma’nın uçağa girmek istemediğini, uçağa bindirildikten sonra da sürekli çığlık attığını, kalkıp gitmek için ayaklandığını, bu yüzden gögsünden bantla koltuğa bağladıklarını söylediler. Bağırıyordu ve kalkıp uçaktan inmek istiyordu! Gitmemesi için, gögsünden koltuğa bağlanması gerekiyordu; çığlığını kesmek için ise, ağzının bantlanması. Ama bu arada burnu da nefes alamayacağı kadar kapatılmıştı!

Omofuma’nın ağzı ve burnu bantla kapatıldı ve o da George Floyd’da olduğu gibi “nefes alamadığı için” öldü. İki ülkenin polisleri de “kurban”larını nefessiz bırakmıştı, sadece kullandıkları yöntem küçük bir farklılık arz etmişti: Viyana’da, sanki insanın nefes alabileceği üçüncü, dördüncü bir organı daha varmış gibi, ağız ve burnu tamamen kapatmak; Minneapolis’te ise diziyle “kurbanı”nın boğazını sıkmak ve sırtına çökmek!

Avusturya mahkemeleri, Omofuma’nın sınırdışı edilme operasyonu sırasında hayatını kaybetmesini, “ihtilaflı cinayet” olarak değerlendirdi. Yani, ilgili kişiler olay sırasındaki ihmale dayalı davranışları sonucu ölüme sebebiyet vermişlerdi. Cinayette, “kasıt” olduğu sonucuna varılamamıştı. Bu türden, ölüme sebebiyet vermekten dolayı, günümüz hukuk sistemlerinde öngörülen cezalar, ülkelere göre değişiyordu. Üç polis memuru, yargılamaları sürerken 5 Mayıs 2001’de görevlerinin başına geri döndüler. Üç yıllık yargılanmanın ardından, “tehlikeli durumlarda ihmalkar davranmak dolayısıyla cinayet”ten suçlu bulundular ve bunun cezası ise sekiz ay hapis oldu.

Dikkat ettiyseniz, Nijerya’dan yollara düşüp, önce Almanya sonra da Avusturya’ya sığınan, maalesef sığınma hakkı tanınmadığı gibi burada hayatını kaybeden Marcus Omofuma’yla ilgili üç önemli olay, Mayıs ayında gerçekleşmiş: 10 Mayıs’ta 1973’te Nijerya’nın güneybatısında doğmuş, 1 Mayıs’ta 1999’da Viyana’da öldürülmüş ve 5 Mayıs 2001’de, ölümüne sebep olanlar tekrar işlerinin başına dönmüşler!

Ölümle sonuçlanan bir sığınma arayışı

Marcus Omofuma, Nijerya’nın güneybatısında güçlü bir yerel din (tarikat) olan Ogboni Federasyonu’nun üyelerinden biriydi. Bu organizasyon ve tarikat, sadece eski geleneklerin kültüne dayanan dini bir grup değil, aynı zamanda tüm sosyal, politik ve hukuki sorulara el atan çok güçlü bir sosyal kurumdur. Omofuma’nın kendi ifadesine göre, söz konusu federasyon onu annesini öldürmeye zorladı. Reddettiği, dolayısıyla federasyonun geleneklerine ve yasalarına karşı çıktığı için ölüm cezasına çarptırıldı. O da 1994’te Almanya’ya kaçarak iltica başvurusunda bulundu. Almanya, sığınma başvurusunu reddedince, kaçak yollardan 16 Kasım 1998’de Avusturya’ya geldi. İltica hakkı alma şansını bir de burada denemek istedi. Traiskirchen’deki İlticacılar Merkezi’ne yerleştirildi.

Buradaki başvurusunda, belirleyici sığınma gerekçesi olarak, dini zulümden dolayı kaçmak zorunda kaldığını ifade etmişti. Avusturya iltica makamları, Omofuma’nın gerekçelerini, iltica statüsü almak için yeterli görmedi. Başvurusunu, hem birinci hem de ikinci aşamada (temyiz) reddetti. Aralık 1998’de Omofuma gözaltına alındı. Alınan karar gereği, 1 Mayıs 1999 günü uçakla Bulgaristan’a sınırdışı edilecekti.

Omofuma olayı ve davası, iç politikada ve medyada belli ölçüde bir tartışma yarattı. Dönemin İçişleri Bakanı Karl Schlögl, sosyaldemokrat SPÖ’dendi. Başta, Caspar Einem olmak üzere, kendi partisinden de çok eleştiri aldı. Bakan Schlögl’e aşırı sağcı, yabancı karşıtı FPÖ ile o zaman bu partiyle yakın bir çizgide olan Kronen Zeitung adlı ülkenin en çok satan günlük popülist gazetesi destek verdi. Adı geçen gazete, Omofuma’yı kendi ölümünden sorumlu tutan, hani ölmeyip kurtulsa, polise mukavemetten ve isyandan yargılanmasını isteyen manada bir makale yayımladı. Ki bir ay sonra, Avusturya Basın Konseyi tarafından söz konusu makale dolayısıyla mahkum edildi.

1 Mayıs 1999’dan beridir, Avusturya’da 1 Mayıs İşçi Bayramı’nın yanısıra, Omofuma için yas tutulur, “Cinayet sona ermiyor – Omofuma” adıyla anma etkinlikleri, zaman zaman gösteriler yapılır. Herkes için eşit haklar talep edilir. İnsan haklarının, yerleşik  Avusturyalılar ile Avusturya pasaportuna sahip olmayan insanlara aynı şekilde geçerli olması istenir. Polisin, örneğin şüpheli bir uyuşturucu satıcısı ya da hırsızlıktan şüheli biriyle karşılaşsa bile zulüm, eziyet, işkence, hele ki canına mâl olacak muamelede bulunamayacağına dikkat çekilir. 4 ve 6 Mayıs günleri Viyana’da, Floyd şahsında ırkçılığa karşı düzenlenen gösterilerde, protestocuların polis şiddeti ve ırkçı uygalamaların Avusturya’da da yaygın olduğuna ayrıca dikkat çekmesi, Omofuma’yı özellikle anımsayıp anımsatmaları da bu yüzdendi.

Anıtını dikenler kadar kırmaya çalışanlar da var

4 Mayıs günkü mitingin yapıldığı İnsan Hakları Meydanı’nda bulunan Omofuma Anıtı, sanatçı ve heykeltıraş Ulrike Truger tarafından tasarlandı ve ortaya çıkarıldı. Omofuma şahsında ırkçılık ve yabancı düşmanlığına karşı çıkışın sembolize edildiği, beş tonluk granitten oluşturulmuş üç metre yüksekliğinde bir heykeldir bu.

Anıt önce, 10 Ekim 2003’te Viyana Devlet Operası’nın önüne dikildi. İnşaat ruhsatı olmadığı için yaklaşık bir ay sonra kaldırıldı. 17 Kasım’da ise küçük bir anma töreni eşliğinde, bugünkü yerine, müzeler mevkiindeki meydana dikildi. Omofuma’nın anıtı bugüne kadar defalarca saldırıya uğradı; kırılmak istendi, kirletildi. Defalarca temizlendi, onarıldı. Ama şimdi gidip bakıldığında, yine yeni tahrip izlerine rastlanır.

…………………………………………………
www.huseyin-simsek.com
huseyin.şimsek@gmx.at

Vielleicht gefällt dir auch