Öykü } Babam

Et yemezdi. Benlik davası güden, mal mertebe sahibiyim diyen hiç kimseyi sevmezdi. Rahmetli sakindi. İvecendi. Kendisi yok ama Allah’ı burda, merdi kerim bir insandı.

Café Museum ve olmayana ergi

Rezervasyonla ve sınırlı sayıda kişiye yer veriliyor. Hani daha önce kütüphane kafe olur mu diye sormuştum ya işte burada onun tam tersi olmuş, kafe kütüphane olmuş. Fırsat bu fırsat, rezervasyonu yapıp Café Museum’a gittim ve yerimi aldım.

Çoklu bir dil hareketi lazım

Türkçe dayatılan dil olmaktan çıktıkça, süreç daha doğal işleyebilecektir. Diller üzerinden açılmış yaralar da karşılıklı ve birlikte sarılılabilir. İrili ufaklı dillerin hepsinden dilbilimcilerin, edebiyatçıların “dillerin kardeşliği” için dayanışacakları, birbirini besleyecekleri alanlar az değil.

Yıldızlı Masal

12 Eylül darbesinden altı ay sonra, Mart 1981’de, İstanbul’u terk edip Viyana’ya yerleştim. Geldikten birkaç hafta sonra da burada yirminci yaşgünümü kutladım. Aradan 40 yıl geçmiş. Hâlâ cevabını bilemediğim bir soru var bunca zamandır: Orada kalmış olsaydım, acaba her şey nasıl olurdu? Daha Viyana’daki ilk aylarımda, bir metin yazmıştım, bir tür “mensur şiir”. Bizim hüzünlü kuşağımızın düzyazı destanı. Galiba, 40 yıldır kendime sormaktan vazgeçemediğim sorunun cevabı, bu metnin içinde saklı. Biraz uzun olmasına rağmen, affınıza sığınarak buraya bırakıyorum bu nedenle.