Çağrışımlı yazı

Oldum olası sorarım kendime, eskimiş diktatörleri ne yaparlar, diye. Bu sorunun bana Nasreddin Hoca’nın cevabını hatırlatması, kesinlikle ay-yıldız çağrışımından değil, inanın! Hatta ve hatta diktatörlerin birçoğunun rütbeli askerlikle, dolayısıyla da omuz yıldızlarıyla olan öz yaşamsal bağlantıları aklıma geldiyse, namerdim.

Salgın toplumunun üç ayağı

Yürütmenin üstünlüğü, biyo-iktidara dayalı politikalar ve ulusallık ilkesinin egemenliği: bu üç dinamik, salgın sürecinde gün ışığına çıktı. Günümüzdeki siyasal ve toplumsal gelişmeleri anlamak için, bu üç dinamik arasındaki ilişkiyi yakından incelemek gerekiyor.

Teoride ve pratikte emperyalizm

Hem sağ hem de sol gruplar, emperyalist güçleri Türkiye’deki her kötülüğün temel sebebi ve sorumlusu, dolayısıyla da ulusun en azılı düşmanları olarak gördüler. Türkiyeli düşmanlar, bunların sadece işbirlikçisi konumundaydılar. Yani emperyalist güçler olmadan hiçbir ehemmiyetleri yoktu.

“Oaschloch!” meselesi

Beni bu viral hashtag’de asıl rahatsız eden, bu saldırıyı bir bireysel kişilik sorunu olarak yorumlama çabası. Pislik bir herifin eril doyumsuzluk ve narsisistik kişilik bozukluğu yüzünden işlediği bir cinayet yani olup biten, bu yoruma göre.

Ütopya

Şu soru, anlaşılır nedenlerle hepimizin kafasını kurcalıyor: “Biz şimdi ütopyadan yana mıyız, ütopyaya karşı mıyız?”

Solun haritadaki yeri

Bu soruya verilecek cevap, yalnızca teorik olmamalı. Masa başında oturup, bilgisayarda çizebileceğimiz bir yön veya rota değil burada söz konusu olan. Toplum eleştirisi pratiğinde ortaya çıkacak bir süreçten söz ediyoruz.

Şezlong uykusunda bilim kurgusal bir kâbus

2040 yılı, “Maziye Bir Bakıver” adlı televizyon yarışma programı. Yaşlı adam ve genç sunucu, programın klasik dekoru içinde oturmaktadır. Sorular; 65 yaş üstü yarışmacıların, gençlik ve orta yaş dönemlerindeki olay ve konuları hatırlamasına ve ayrıntılarıyla anlatmasına yöneliktir.

İmrenme hüznü

Neye imrenirim peki? Mizacımda da yaşamöykümde de pek yer edememiş bir hafifliğe, özellikle de dünyanın bizlere (tabii ki hepimize değil) sunduğu nimet ve imkanlardan yararlanırken kimi insanın gösterdiği rahatlığa, soğukkanlılığa, nonchalance tabir edilen tabiiliğe…

Korona günlerinde kolera

Benim damağımda sıcak suyla yıkanmış meyve ve suya katılan klor tabletinin tadı, kolumdaysa okulda yapılan aşının acısı kalmıştır o günlerden. Salgın denince, hep kolera gelir aklıma bir de. Korona günlerinin şu kısa teneffüsü sırasında da bu böyle…

Ret ve infial

Avrupa ülkelerinde toplumsal hareketler kendilerini asimile eden iktidarlara karşı direnemedi son yıllarda. Buna bağlı olarak, meydanlarda kendini gösteren hareketlere paralel, başka bir direnme biçimi ortaya çıktı. İşte bu direniş türüne “ret ve infial” adını vermek istiyorum.

İstisna hâli ve feragat

İstisna hâli, liberal demokrasilerde de kural oldu. Temel özgürlüklerin büyük bölümü askıya alınmış durumda: Seyahat ve toplantı özgürlüğü kısmen feshedildi, özel yaşamın gizliliği hakkının kaldırılması da an meselesi.

Sürgünün gidişatı hakkında

İster önemli noktalara parmak basalım, istersek günlük basit aksaklıklara takılalım. Söylediklerimiz, eleştirel söylemimiz, her iki ülkede yaşayan “yerliler” tarafından da maalesef “hariçten gazel atma” olarak değerlendiriliyor.

Sadaka ve tekmil

Osmanlı’nın millet sistemiyle başlayıp, İttihat ve Terakki döneminde zirveye ulaşan etnisite mühendisliği, cumhuriyet döneminde de yeri geldikçe asimilasyon, segregasyon ve likidasyon “araçlarının” her biri kullanılarak sürdürülmüş.

Die vorletzten Tage der Menschheit

Aus weihnachtlich-besinnlichen Gründen habe ich mir erlaubt, vom Meister Karl Kraus die beiden bekannten Figuren für ein paar Minuten auszuborgen – mitsamt einigen seiner Sätze, die abgedruckt sind in: Karl Kraus: Die letzten Tage der Menschheit.