Çocuk yuvaları – 2

Normalde, yuvaya gitmeye başladıktan altı ay sonra, az da olsa Almanca konuşmaya başlamalıdır bir çocuk. Aksi halde, ilgili çocuk yuvasına gidip bakmalılar ebeveynler.

Viyana – Okul açılalı nerdeyse üç ay geçmişti. Birinci sınıftaki öğrencim Ayşegül, sınıfta hiç konuşmuyordu. Sınıf öğretmeni de bana, “sınıfta hiç konuşmuyor”, demiş ve birkaç soru yöneltmişti: “Ayşegül’ü bir kontrol eder misin? Türkçesi nasıl?..”

Ayşegül’ün ablası ve abisi de bana Türkçe dersine gelmişti, çocuklarıyla ilgili bir aileydi. Neden konuşmadığını bulmak için, Ayşegül’ü alarak dışarı çıktım. Türkçesi normal, cümle kuruşu düzgündü. Biraz çekingendi, konuşurken daha çok yere bakıyordu. Ama ilgisini çeken bir konu olmuş mu, gözleri pırıl pırıl oluyordu.

Ablasıyla ilgili bir soruyla başladım onu konuşturmaya: “Ablanın dersleri nasıl gidiyor?” Birden gözleri parıldayarak anlatmaya başladı. Bunun üzerine, şunları söyledim:

“Aaa Ayşegülcüm, sen ne güzel Türkçe konuşuyorsun. Sınıfta neden konuşmuyorsun, öğretmene neden cevap vermiyorsun? Bak onlar senin Almanca bilmediğini zannediyorlar.”

Ayşegül, Almanca’yı biraz anlıyordu ve o kadarı yeterli değildi. Öğretmen, çocukları motive etmek için sınıfta herkese bir elma ağacı resmî yapıştırmıştı. Öğretmenin sorusuna cevap veren ilk öğrenci, kendi elma ağacına öğretmenden aldığı elmayı yapıştırıyordu. Ağacı elmalarla dolan öğrenci, bir hediye hak ediyordu. Sonra yeniden başa dönülüyordu.

 Ayşegül ile karar verdik, o hafta elma ağacını dolduracaktı. Cuma günü, tekrar geleceğimi söyleyerek ayrıldım ondan.

Öğretmeni, Ayşegül’ün iletişim defterine, ailesinin gelmesi için bir not düşmüş. Gerekçe olarak da, “çocuğunuz yeterince Almanca bilmiyor, yardıma ihtiyacı var”, diye yazmış.

Cuma günü sınıfa gittiğimde, Ayşegül’ün öğretmeni bana söz konusu defteri gösterdi. “Bak bir de ne yazmışlar”, dedi. Yazıya bir göz attım. Şunları yazmıştı Ayşegül’ün ailesi:

“… kızımız Ayşegül 3 yıl devletin çocuk yuvasına gitti. Eğer bu çocuk hâlâ Almanca bilmiyorsa, demek ki sizin eğitim sisteminizde bir yanlışlık var, bizde değil. Biz işçi bir aileyiz ve Almancamız çok iyi değil…” 

Dönüp, “haksız da değiller ama”, dedim öğretmene. İlgili çocuk yuvasına sormak lazım, “üç yıl boyunca, neler yaptınız”, diye.

Daha sonra, boş bir vaktimde müdürümüzle konuştum. Müdürümüz net, yardım etmeyi seven bir insan. Ne zaman bir sorunla karşısına çıksam, mümkün olduğunca bana çözümler bulmaya çalışır. Ama bu sefer, “problem çocuğun yavaş öğrenmesi”, diye konuşmaya başlayınca, anladım ki bu olay onu da aşıyordu. Hiç de kolay değildi, çocuk yuvasına telefon açıp eleştirmek, sorular sormak! 

Ailelerden ricam, çocukların arkasında olsunlar. Çocuk yuvasına vermeden önce, grupta kendi anadillerinden (Türkçe, Kürtçe, Arapça vb) konuşan kaç çocuk olduğuna özen göstersinler. Yirmi kişilik bir gurupta, örneğin Türkçe konuşanların sayısı en fazla dört ya da beş çocuğu geçmemeli ki o gruptaki çocuklar Almanca öğrensin.

Normalde, yuvaya gitmeye başladıktan altı ay sonra, az da olsa Almanca konuşmaya başlamalıdır bir çocuk. Aksi halde, ilgili çocuk yuvasına gidip bakmalılar ebeveynler; grupta, kendi çocuklarıyla aynı anadili konuşan kaç tane çocuk var diye. Eğer yarısı, Türkiye kökenli ve Türkçe konuşup anlaşabiliyorsa, o çocukların Almanca öğrenmesi çok zor.

Maalesef Viyana’daki birçok çocuk yuvasında, çocukların dağılımına özen gösterilmiyor. O zaman, aileler özen göstermeli!

……………………..
nuray.ammicht@gmx.at

Vielleicht gefällt dir auch