CENGİZ KÖSE

Dijital yazılımlar ve özel mülkiyet

Dijital toplumda sınırsız özel mülkiyet edinmenin önüne geçilmesi, kaçınılmaz olacaktır. Dijital tekellere karşı kamusal ağ sistemi, ücretsiz İnternet, kamulaştırılmış yazılımlar ve verilerin korunması global gündemi belirleyecek. Bu öngörüye istinaden, dijital yazılımlar ve özel mülkiyet ilişkilerini inceleyelim.

Mülkiyetin korunması

Şahsi bir mala sahip olmak ve özel mülkiyet ayrı şeylerdir, ancak insanlar arasında eş anlamlı kullanılıyor. Örneğin, şahsi malınız olan bir masa, kitap, kalem sizindir ve istediğiniz kadar kullanabilirsiniz. Eviniz varsa özel mülkiyetinizdir, başkaları evinize izinsiz giremez üzerinde egemenlik kuramaz. İster şahsi eşya, ister özel mülkiyet olsun, hepsinin ortak özelliği dış müdahalelere karşı korunmalıdırlar.

Özel mal ve mülk sizin mi?

Satın aldığınız televizyon, bilgisayar, cep telefonu, mikro dalga, buzdolabı, çamaşır ve bulaşık makinesi gibi elektronik programlı cihazlar, sizin özel malınız mı? Arabanız ve içerisindeki kurulu bilgisayar ve navigasyon sistemi veya banka hesabınızda bekleyen para sizin mi? Bedeninize bağladığınız ve nabzınızı ölçen akıllı kol saati sizin hükmünüz altında mı? Öğrendiğiniz ‘yabancı dil’ size ait özel bilgi mi?

Hayır, bundan sonra hiçbiri size ait olmayacak!

Neden? Konuyu ayrıntılarıyla analiz edelim.

Malın içerisindeki yabancı beyin

Yukarıda örneklediğimiz objelerin tamamı dijital beyinlere sahip. Bu beyinlerin yazılımlarına siz müdahale edemiyorsunuz ama başkası edebiliyor. Arıza durumunda alternatif yazılımla (yerel, daha ucuz…) değiştiremiyorsunuz. Cihazı istediğiniz gibi kullanamıyorsunuz, sizin cihaz üzerinde hiçbir etkiniz ve hükmünüz yok. Yazılım, yani beyin bu cihazlardan silinirse, tüm fonksiyonlarını yitirir. Beyinsiz bilgisayar, cep telefonu ve çamaşır makinesi hiçbir işe yaramaz. Üretici haricinde (gerçek mal sahibi), kimse beyine müdahale edemez.

Oysa şahsi mülkiyetinizin bütünüyle dış müdahaleye karşı korunması gerekmiyor mu? Koruyamazsınız çünkü cihazın beyni sizin değil başkasına ait, başkasının elinde. ABD’de kuruluştan bu yana, silahlanma, özel mülkiyeti koruma amacıyla ‘kültür’şeklinde yaygınlaşmıştı. Sağ elle tokalaşmak, ‘Vahşi Batı’da “elimde silah yok barışçıl amaçla sana yaklaşıyorum” anlamını sembolize ederdi. Yarının dünyasında ise, özel mülkiyeti silahla bile koruyamazsınız. Elinizde bağımsız bir nesne bulunmuyor artık ve ‘kural dışı’ özel kullanıma ‘kapalıdır’. Size ait olmayan bu nesnelerin tümü, artık sizin de kontrol edemeyeceğiniz bir sisteme bağlı olacak.

Bağımsız olmayan özel mülkiyet neye bağlı olacak?

Internetin mevcut yapısı genişletilerek, güçlendirilerek ve hızlandırılarak, tüm nesnelerin buna bağlanması hedefleniyor. Evdeki televizyondan tutun buzdolabına kadar ve henüz bağlı olmayan tüm cihazlar, İnernete bağlı olacak. Nesnelerin verileri, merkezi olmayan blok zincirine (blockchain bilgisayarı) kayıt edilecek. Bunun amacı ve faydası nedir?

Markete gittiğinizde buzdolabınızın içerisindeki eksikleri cep telefonundan kontrol edebileceksiniz. Odanızın ışığını kapatmayı unutmuşsanız dairenize dönmeden kapatabileceksiniz. Enerji tasarrufu amacıyla, evinizin ısıtma sistemine uzaktan kumanda edebileceksiniz. ‘Nesnelerin İnterneti’ bir yandan bu rahatlığı sağlarken, diğer yandanda özel mallarınızı sürekli kontrol edebilecek. Teknik cihazların kalitesi ve yaşam süreleri gibi veriler, sistem tarafından takip edilerek değerlendirilecek. Tabii ki her sistemin dezavantajı da var; örneğin ‘otonom’ bir araca bindiğinizde o sizin değil, siz onun kontrolündeki taşınacak ‘obje’ oluyorsunuz.

Sadece teknik ürünler değil, toprak ve üzerindeki obje, yani özel mülkiyetiniz de nesnelerin İnternetine bağlı olacak. Her şey İnternete, yani global ağa bağlı olduğunda, özelden çıkıp kamusal dünyaya yayılarak ‘gizli’ servet özelliğini de kaybedecek. Gizli ve görünmez mal varlığı kalmayacak, herkesin mal varlığı bilinecek. Peki, insanın bedenine ve beynine ait ‘görülmeyen değer’e, mala ne olacak?

Görünmez, dokunulmaz özel mal

Örenğin, işgücü ve yabancı dil (piyasa için) birer görünmez değerli maldır.Görünmez işgücü satılmadığı sürece, işçinin özel ‘malıdır’. Ancak para karşılığında satıldığı an, sermayeye kâr olarak teslim edilmiş olur. Özel mülkiyet hakkından vaz geçilir ve işgücü piyasa malına dönüşerek, başkasının mülkiyetine geçmiş olur. Dijital sistemde vücut enerjiniz ve işgücünüz veriye dönüştürülerek değerlendirilecek. Yabancı dil örneğiyle devam edelim;sosyal İnternet üzerinden canlı ‘arayüz tercüme programıyla’ her dilden iletişim imkânı gündeme gelecek. Yabancı dil öğrenme problemi yaşayan insanlar, farklı ülkelerin insanlarıyla iletişim sağlayabilecekler.

Yaşatılamayan özel değer

Dil satılacak ‘mal’ değildir, toplumun iletişimine yararlı temel hak kapsamında değerlendirilmeli. Örneğin, bir yıl sürecek yabancı dil kursuna katıldık. Eğitimin sonunda hedeflediğimiz bilgi seviyesine ulaştık. Tüm kursa bin Euro ödedik, yabancı dil beynimize yerleşti ve bizim yerli bir parçamız oldu. Ancak uzun süre pratiği geliştireceğimiz konuşma ortamı bulamadık. Bize ait olan ‘yabancı’ dil zamanla unutulmaya ve ‘ölmeye’ başlıyor. Çünkü onu akvaryumdaki balık gibi canlı tutmayı beceremedik. Satın aldığımız ve bize ait olan özel bilgi (görünmez mal, değer) artık silindi ve aldığımız yere iade edildi.

İnsan neyin özel mülkiyeti?

İnsan üzerindeki özel mülkiyet tarihini, şöyle özetleyebiliriz: Kölenin bedeni efendinin özel mülkiyetiydi. Kulun inancı kralın özel mülkiyetiydi. İşçinin işgücü kapitalistin özel mülkiyetidir. Günümüzde ise insanların bilinç altı, dijital tekellerin özel mülkiyetine dönüşmüş.                                                                               

Sınırsız özel mülkiyete sahip olma özgürlüğü varmı?

Yeryüzünde iki milyar aile toprak satın alacak güçte olsa, buna izin verilir mi? Yani, yedi milyar insanın özel mülkiyetinde evi ve arsası olacak. Emperyalist kapitalist sistemde herkesin kapitalist olma özgürlüğüne yer yok! Sınırsız özel mülkiyet elde etme özgürlüğü, %99’un ulaşımına açık değildir. Mevcut sistemde sınırsız mülkiyet sadece %1 için uygundur ve dünya sermayesi en geniş özel mülkiyete sahiptir.

Almanca özel mülkiyet olan ‘Privateigentum’un ‘Privat’ sözcüğü (Raub), yani ‘çalmak’, ‘mahrum etmek’ anlamına geliyor. Bir işçinin arsa ve ev mülkiyetine ulaşabilmesi için, ömrünün tamamına yakınını feda etmesi gerekiyor. Ama küresel sermaye, kısa sürede kaynakları sömürerek ‘privata’ sahip oluyor. Nesnelerin İnterneti ve ‘demokratik’ blockchain sistemi bu sömürüye karşı kullanılabilirse, kaynak temelli kamusal dünyanın işaasına yol açılır. Yarının dünyasında ücretsiz İnternet, kamulaştırılmış yazılımlar ve sosyal blockchain mücadelesi, yeni demokratik gündem olacak. Ve yarının dünyasında 2030’dan itibaren, iki gücün karşı karşıya gelmesiyle, yeni çağın kapısı açılmış olacak.

2030’da Birleşmiş Milletler ve küresel sermaye karşı karşıya geliyor

Birleşmiş Milletler’in (BM) tüm üye ülkelere, 17 hedef içeren ve 2030 yılına kadar gerçekleşmesi öngörülen ‘sürdürülebilir kalkınma’ ajandasında, dikkat çekici tespitler yer alıyor. Kaynakların kıtlığı, kamusal müdahale, sürdürülebilir ekonomi, planlı tüketim, daha sosyal ve ekolojik dünya, insan hakları, açlık, eşitlik, alternatif enerji gibi konular ve bunlarla ilgili çözümler öne çıkıyor. Yeni kamusal ve kaynak temelli ekonomik dünyanın kurulması için, dünyanın transformasyon sürecine gireceği belirtiliyor.

BM genel krurul raporunda yeni dünyayı inşaa edebilmek için, kararlılığın altı çiziliyor. Tabii ki mevcut engeller de tespit ediliyor; “Biz insanlığı zorbalıktan, açlıktan ve sefaletten kurtarmaya ve dünyayı iyileştirmekte ve korumakta kararlıyız”. Açlığa ve yoksulluğa sebep olan zorba kim? Emperyalizm ve küresel sermaye mi? Küresel sermayeyle karşı karşıya gelecek olan BM programının doğru adını koyabilir miyiz? Sağcı partiler ve kapitalist çevreler, BM’nin 2030 ajandasını eleştiriyorlar ve “21. Yüzyıl’ın Sosyalizmi’’ şeklinde yorumluyorlar.

cengiz_aut@outlook.com

Vielleicht gefällt dir auch