Dilimize vurduğumuz kilit çözülmüştü yeniden

Biz, biraz da kendi hayatlarını bizim avuçlarımıza koyup sonra da yitip giden arkadaşlarımızın yaşayamadığı hayatları yaşamıştık sessizce.

12 Eylül hepimizi bir yerlere savurdu. Ama biz onunla -dile kolay- tam otuz iki yıl sonra, hayal edilmemiş  güzel bir düş gibi tesadüfen bir araya geldik yeniden. Yanımızda, yöremizdekileri boşlayıp, gidip bir su kenarında karşı karşıya oturduk. Yıllar sonra birbirimize sevgiyle bakıp özlem giderirken söze başlayamadık uzun bir süre. O anlarda, hiç dile getirmeden, artık bir köşeden çıkıp gelme ihtimali olmayan arkadaşlarımızı yad edip, onların yasını tutuyorduk sessizce. 

Neden sonra dilimize vurduğumuz kilit çözüldü; bir sinema filmini anlatır gibi yaşadığımız, yaşamak zorunda kaldığımız hayatlarımızı hiçbir karesini atlamadan anlattık uzun, uzun. Farklı ülkelerde, farklı ortamlarda geçirdiğimiz yılları dara çekip, hesabını verdik birbirimize.

Üzerine hiç konuşmadık ama hayatta ve ayakta kalmayı bir lütuf olarak görüp, bu ayrıcalığın hakkını vermek için didinmiştik yıllarca. Artık büyük iddiaların, dolayısıyla da büyük suçların müsebbibi değildik ama bir gün terk edeceğimiz dünyayı, içine doğduğumuz dünyadan daha güzel, daha yaşanılır bir yer yapma azmimizden de eksilme olmamıştı.

Biz, biraz da kendi hayatlarını bizim avuçlarımıza koyup sonra da yitip giden arkadaşlarımızın yaşayamadığı hayatları yaşamıştık sessizce. Kendi hayatımıza onların hayatlarını eklemiş, kimsenin bizden talep etmediği ve yine kimsenin duymadığı sözler verip bağlanmıştık hayata. Her defasında bizi kuşatan yangınlardan çıkabilmemizin, bin bir musibeti alt edip, kendimizi yeniden var edebilmemizin de ol hikâyesi buydu.

Sevgili yoldaşım ile yıllar sonra karşılaşmamız, beni bende uzun bir yolculuğa çıkardı. Kendi kendime geçip giden yıllarımın muhasebesini tuttum. Elimden geldiğince dürüst olmaya çalışarak; yani hiç vergi kaçırmadan! 

“Ömrümün karşılığı olsun… bir değeri, bir üstünlüğü olsun”, der Ahmet Telli bir şiirinde. Sanırım az da olsa bir karşılığı oldu ömrümüzün. Büyük davaların küçücük erleri olarak ömrümüzün bir farklılığı, bir değeri, bir üstünlüğü hep oldu. 

Bundan sonra da hep olacak, olmalı. Yine Ahmet Telli’nin deyişiyle “yoksa ne değeri kalır ölümün”.

__________________

Çizim: Neslihan Görücü

semihsavasal@yahoo.de


Vielleicht gefällt dir auch