ATA EYÜP KAYNAR

Doğaya saygı

Viyana – Venedik lagünlerinde yeniden yüzmeye başlayan balıklar, İstanbul Haliç’de dans eden yunuslar, Wuhan’da daha rahat solunan hava… Gezegenimizin birçok köşesinden buna benzer haberler gelmeye devam ediyor.

Venedik ve Haliç’deki gondol, tekne ve gemi trafiğinin neredeyse tümünün durma noktasına gelmesi suyun içerisindeki sedimentlerin tekrardan dibe çökmesini, böylelikle oksijen yoğunluluğunun ve yaşam kalitesinin yükselmesini sağladı. Metropollerde trafiğe çıkmayan özel araçların, yerde kalan uçakların eksozlarından, üretimin durma noktasına geldiği fabrika bacalarından çıkmayan karbondiyoksit, atmosferin geçici olarak temizlenmesine yol açtı.

Korona krizi, doğanın derin bir soluk almasını sağladı. Doğa bizim yok ettiklerimizi onarıyor. İyi de nereye kadar?

Gezegenimizdeki biyolojik çeşitlilik, yaşamın sürdürülebilir olması için çok önemlidir. Dengeli ekosistemler, atmosfer, toprak, su, hayvan ve bitkilerin belirli yaşam alanlarında olumsuz etkenlerden korunmaları ile varolabilirler. Bu sistemlerin içerisindeki canlı ve cansız her bir varlık da dengenin korunması için son derece önemlidir. Bir türün yok olması dengeyi bozarak diğer varlıkları olumsuz etkiliyor.

Biz insanlar günlük yaşamın koşuşturması içinde, ekosistem dengeleri ve biyolojik çeşitlilik üzerindeki olumsuz etkilerimizin bilincinde değiliz. Dünya üzerinde tüketilen elektrik enerjisinin %70 kadarı kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtlardan elde ediliyor. (Greenpeace)

Bu enerji çevrimi aşamasında atmosfere salınan karbondiyoksit gazı küresel iklim değişikliğine yol açıyor, biyolojik çeşitlilik için çok önemli olan ekosistemlerin dengesini bozuyor ve birçok canlı türünü yokediyor.  

Ekonomilerin büyümesi, yeni iş alanlarının açılması küresel tüketimin artması ile sağlanıyor, ülkeler ve kıtalar arası turizm ve bu alandaki mobilite de bu tüketimin bir parçasıdır.

Koronavirüs salgını biz insanlara özellikle yaşam tarzımız ve tüketim alışkanlıklarımızı gözden geçirmemiz için önemli bir olanak sağladı. Korona ve benzer virüsler zoonotik virüslerdir. Bunların doğal yaşam alanları genellikle, doğada serbest olarak yaşayan bazı yaban hayvanlarının bedenleridir. Kendilerine özgü metabolizmaları yoktur. Varolabilmeleri, çoğalabilmeleri ancak hayvanların bedenlerinde gerçekleşir ve genellikle bunlara zarar vermezler.

İnsanın bu hayvanlarla teması virüsün geçişini sağlayarak enfeksiyon, yani hastalık yaratabilir. Son yıllarda bu geçişlerin çoğaldığı gözlemleniyor. Gezegenimizdeki orman alanlarının sistematik olarak yokedilerek tarım alanları açılması, yaban hayvanlarının izinli veya izinsiz avlanması, alınıp satılması ve yaşam alanlarının biz insanlar tarafından endişe verici şekilde daraltılması da zoonotik virüslerin insana geçişini kolaylaştırarak enfeksiyon ve yeni küresel salgınların, yani “pandemi”lerin oluşumuna yol açıyor.

Endüstri toplumlarındaki yoğun hayvancılık, özellikle kanatlıların ve büyükbaş hayvanların doğal yaşam alanlarına son derece aykırı şartlarda ve neredeyse tutsak olarak tutulmaları, bu canlılardaki stres düzeyini artırmakta, savunma sistemlerini zayıflatarak bedenlerindeki zoonotik virüslerin ve diğer mikroorganızmaların çoğalmasına ve insana geçişin kolaylaşmasına yol açıyor. 

Biz ‘Homo sapiens‘ler, yani “bilge insanlar” gezegenimizin ve doğanın sadece bize ait olmadığının, her türlü canlı ve cansızın varolmakta bizim ile eşit olduğunun farkına varmalıyız. Doğaya saygıyı tekrar öğrenmeli ve öğretmeliyiz. Gezegenimiz de, doğa da, virüsler de belki bizler olmadan daha dört milyar sene var olacak. Homo sapiens, doğanın dengesini bozmayı sürdürürse kendisini daha erken yokedecektir. 

Gerçek bilge insanlar olarak doğaya saygılı olur onu korursak, bizden sonraki kuşaklara ancak bu şekilde yaşanabilir bir gezegen bırakabiliriz.

Sağlıklı ve keyifli günler dileğiyle.

……………………………………
Aile Hekimi & Tıbbi Beslenme Uzmanı
www.kaynar.atkaynar@chello.at

Vielleicht gefällt dir auch