Avusturya’da dışavurumcu akımın en önemli lirik şairi | Georg Trakl

Georg Trakl, 20. Yüzyıl’ın yozlaşmış burjuva kültüründen gelen, son derece nevrotik ve manik-depresif, alkol ve uyuşturucu bağımlısı, ensest saplantıları olan, Avusturya’nın dışavurumculuk akımının en önemli lirik şairi.

Viyana – Herhangi bir yerde okuduğum, beni etkileyen, belleğime yer eden şiirlerin şairlerini hep merak eder, mutlaka şairin diğer şiirleri ve yaşamı hakkında bilgi edinirim. Şiirlerini Ataol Behramoğlu ve Özdemir İnce’nin  hazırladığı “Dünya Şiir Antolojisi”nde okuduğum Georg Trakl da bu şairlerden biri. Şairin “Geceye Şarkı” şiirini paylaşmadan önce, kendisini tanıtmak istiyorum.

Georg Trakl, 20. Yüzyıl’ın yozlaşmış burjuva kültüründen gelen son derece nevrotik ve manik-depresif,  alkol ve uyuşturucu bağımlısı, ensest saplantıları olan Avusturya’nın, dışavurumculuk (Ekspresyonizm) akımının en önemli lirik şairlerinden biri.

Trakl, demir tüccarı bir babanın ve zamanını antika ve müzik etkinlikleri yaparak geçiren, çocukları ile ilgilenmeyen, aynı zamanda uyuşturucu bağımlısı olan bir annenin çocuğu olarak 3 Şubat 1887’de Salzburg’da doğdu. Fransız mürebbiye tarafından büyütüldü. Bu da onu Fransız dili, edebiyatı ve şiiriyle tanıştırdı. Baudelaire ve Rimbaud’dan etkilendi. Bu etkilenme edebi çalışmalarında görülür.

Trakl, başarılı bir öğrenci değildir. 1905’te Lise eğitimini bırakıp, eczacı stajına başlar. İlk uyuşturucu deneyimi bu yıllarda gerçekleşir. 1908’de eczacılık stajını Viyana’da tamamlar. Kesin olduğu bilinmese de kendisinden dört buçuk yaş küçük olan kız kardeşi Margarethe ile aşk ilişkisi, şiirlerinin çoğunda net referanslar olarak yer alır.  Bunun örneklerinden biri, Ahmet Cemal tarafından Türkçe’ye çevrilen  Georg Trakl’lın “Bütün Şiirlerinden Seçmeler” kitabında yer alan  “Kanın Günahı” şiiridir.

Gece tehditler yağdırmakta seviştiğimiz yatağa.
Biri fısıldamakta: İçinizden kim üslenecek bu günahı?
Daha titrerken sönen şehvetin hazzıyla bedenimiz,
Dua ediyoruz: Bağışla bizi, ey Meryem Ana! (s. 68)

Trakl, düşünceleri ve şiiriyle, “içinde artık insana yer bulunmayan” bir dünyanın, bütünüyle yozlaşmış bir burjuva düzeninin tanıklığını ve acımasız eleştirisini yaptı. Artık inandırıcılığını yitirmiş din kurumunun etkilerinden kendini bütünüyle kurtaramaması karşısında çıkar yolu, kendini bir tür “günahkâr ermiş” saymakta buldu. Gerçekte yıkımına tanık olduğu hiçbir kurumun elinden yakasını belki tam olarak kurtaramadı; fakat görünüşteki eylemsizliği içerisinde -kızkardeşine duyduğu umarsız aşk gibi- somutlaşan eylemleriyle, savaşı hep sürdürdü.”(s. 9)

Kız kardeşine olan gizli aşkın filmi 2011 yılında yönetmen Christoph Stark tarafından çekildi. Bu filmin adı “Tabu”dur. “Ruhun yeryüzünde yeri yoktur.” Biyografilerinin hiçbiri, Trankl’ın kız kardeşine aşık olmadığını onaylamaz.

Trakl’ın yaşamı, şiirine yansır. Kullandığı aşırı derecede uyuşturucu ve alkolün de etkisiyle düşle gerçek arasında kalmış, karanlık, karmaşık iç dünyasını görsel imge ve renklerle, müzikli bir dille anlatır. Bununla birlikte hüzün ve yalnızlık da  şiirlerinde yer alır.

Kullandığı simgeler, bir ressam için veya resimden anlayan bir okuyucu için tablo oluşturabilecek niteliktedir. Bütün renkler orada göz kırpar: erguvan, siyah, kırmızı, yeşil, mavi, sarı, beyaz…

Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı 1914 yılında, Krakau’da bulunan askeri bir hastanede öldüğünde henüz 27 yaşındadır. Ölüm nedeni kesin olmamakla birlikte, büyük bir olasılıkla intihar ettiği de düşünülüyor. Geride 100’den fazla şiir bırakan şair 2. Dünya Savaşı’ndan sonra tanınmaya başladı ve şiirleri birçok dünya diline çevrildi. Etkisi bu güne kadar geldi. 

GECEYE ŞARKI
1
Bir nefesin gölgesinden doğma bizler
Dolanıp durmaktayız terk edilmişliklerde
Bizler, yani sonrasızlıkta yitirilenler,
Kurbanlarız, adandıklarımızı bilmezcesine.
Dilenciyiz sanki, yok benim diyebileceğimiz,
Kapalı kapılar önünde birikmiş delileriz.
Körler gibi kulak kabartmışız, içinde
Fısıltılarımızın yitip gittiği sessizliğe.
Hedefi olmayan yolcularız bizler,
Bulutlarız, rüzgârlarda dağılan,
Ya da ölümün soluğunda üşüyen çiçekler,
Yerimizden kopartılmayı beklemekteyiz.

2
Varsın, son acılar da somutlaşsın bende,
Savunmuyorum kendimi, ey karanlık güçler.
En büyük sessizliğin yolu sizlerden geçer,
O yoldan yürürüz en serin gecelere.
Soluğunuzla daha sesli alevlere boğmaktasınız beni,
Sabır! Yıldızlar kora dönüşürken, düşler kaymakta
Bize adlarını söylemekten kaçınan diyarlara,
Oralara ancak feda edersek girebiliriz düşlerimizi.

3
Sen ey kapkara yürek, ey karanlık gece,
Kimdir yansıtan, en kutsal zeminlerinizi,
Ve kötücülüğünüzün son vadilerini?
Acılarımız karşısında donup kalmış maske –
Acılarımız ve hazlarımız karşısında
Taştan bir gülümseme boş maskenin dudaklarında
Bir kaya, bütün ölümlülerin çarpınca kırıldığı,
Üstelik varlığı bize bile kapalı.
Ve sonra dikildiğinde karşımıza bir yabancı düşman,
Alaylarıyla aşağılayarak ölesiye didinmemizi,
O zaman daha bir hüzünlü olur şarkılarımız ezgileri
İçimizde ağlayan ise kalır anlaşılamadan.

………………….

12
Geceyarısının derinliğinde, sen
Ölü bir sahilin suskun denizin yanında,
Ölü bir sahil: Bir daha asla!
Gece yarısının derinliğinde, sen
Gece yarısının derinliğinde, sen
Gökkubbesin, bir zamanlar yıldızının parladığı,
Bir Gökkubbe, artık hiç bir Tanrı’nın çiçek açmadığı.
Gece yarısının derinliğinde, sen
Gece yarısının derinliğinde, sen
Döllenmeden kalansın sıcak bir rahimde,
Ve hiç can bulamamış, öylece!
Gece yarısının derinliğinde, sen

———————–
Şiirin çevirisi ve kaynak: Ahmet Cemal, Georg Trakl, “Bütün Şiirlerinden Seçmeler“

resmiye.aslan1511@gmail.com

Vielleicht gefällt dir auch