Hansjörg Zauner | “Kent’te yaşadığım ‘vatan’ duygusu yok artık”

Çok yönlü bir sanatçı olan Hansjörg Zauner, Kent Restoran’ın müdavimlerinden biriydi. Orada, eskiden yaşadığı “vatan” duygusunu artık bulamadığından yakınıyor…*

Viyana – Yaz kış, yerli yabancı yüzlerce konuğu ağırlayan 16. Viyana’daki (Ottakring) Kent Restoran, tanımadığımız çok sayıda Viyanalı sanatçının da uğrak yeri. Ancak, son yıllarda neredeyse aralıksız olarak iç dekorasyon ve çevre düzenlemesine tabi tutulan Kent, sürekli bir değişim içinde. Bu değişimleri benimseyemeyen müşterilerden bir kısmı, restoranın eski ruhunu yitirme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu düşünüyor…

Sanatçı Hansjörg Zauner de bunlardan biri. Şiirlerinin yanı sıra fotoğraf, film ve kolaj çalışmaları da bulunan Zauner, müdavimi olduğu restoranda, eskiden yaşadığı “vatan” duygusunu artık bulamadığından yakınıyor… Avusturyalı sanatçı Zauner ile hem Kent Restoran ve Brunnenmarkt hem de eserleri hakkında konuştuk.

Seni sık sık Kentte görüyoruz. Neler ifade ediyor sana burası?

Hansjörg Zauner: Yıllardan beri Kent’in sadık müşterisiyim. Hepimizin bildiği gibi Kent biraz değişti, yalnız yapılan tadilatlar Kent’e yaramadı. O karizmatik, kırılgan cazibe tadilatla birlikte kayboldu gitti. Bahçenin büyütülmesinin de çok iyi olduğunu düşünmüyorum, Pazar akşamları Kent’in arka salonunda otururken hissettiğim vatan duygusu şimdi maalesef tamamiyle kayboldu. Ama bu bir eleştiri değil, herkesin düşünce ve talebi başka, sonuçta bir değişim. Ama Bay Strasser’in girişte parlayan resmine küçük bir eleştirim olacak: Kendisi, hepimizin bildiği gibi mültecileri sokağa dökmesiyle, son yılların en “yabancı düşmanı” İçişleri Bakanı olarak tanınıyor ve Kent’in müşterilerinin yüzde 95’ini oluşturan sosyal demokrat ya da Yeşil kesimin suratına atılan bir tokat bu resim. Ama buna rağmen hâlâ severek gidiyorum Kent’e.

Bir vatan duygusundan bahsettin. Nereden geliyor bu?

Bilmiyorum, sezgisel bir duygu olarak geldi. Doğduğum yere dair böyle bir vatan duygusu yok örneğin. Ama pazar akşamı gittiğimde yaşadığım bir duyguydu, ama şimdi tamamen kayboldu. Bu duygu sadece Kent’e mi, yoksa genel olarak 16. Bölge’ye mi yönelik? 16. Bölge’ye de tabii ki, biraz olsun enternasyonal olduğu için. Her ne kadar Paris, Belle Ville kadar olmasa da… Ama Viyana koşullarında yaşamak istediğim yer bu, sadece burada yaşayabilirim. Ama sadece Brunnenmarkt için geçerli bu. Dış Ottakring’de durum yine diğer semtler gibi.

Başka durakların da var senin, anlatır mısın?

Evet, pazarları hariç her gün Cafe Eiles’deyim, orada gazetelerimi okuyorum, metinlerimi düzeltiyorum ve ziyaretçilerimi kabul ediyorum. Yani sabahleyin 12’ye kadar oturma odamın devamı gibi benim. Daha önceleri, henüz telefonum olmadığında beni oradan arıyorlardı. Bir keresinde, Viyana’ya gelen bir organizatör bana nasıl ulaşacağını bilemiyormuş ve Literaturhaus’u aramış, onlar da “öğle üzeri Eiles’de, gece yarısı Chelsea’de” demişler. Gerçi şimdi bu biraz değişti, artık akşamları çeşitli nedenlerden dolayı Chelsea’ye değil, Rhiz’e gidiyorum, ama o da her akşam değil. Hafta sonları her cumartesi Deli’ye… Tabii Naschmarkt içinde başka lokaller de var, etno yemek yemeyi de çok seviyorum.

Bu lokal ziyaretlerinle yazma sürecin arasında bir ilişki var mı?

Direkt değil. Özellikle Eiles’de çok iyi düzeltme yaptığımı söyleyemem ama oraya gidip gelirken, yolda kendimi çok iyi hissettiğimi söyleyebilirim, yolda yazıp yolda düzeltiyorum. Yazmanın en güzel anlarını Paris metrosunda yaşadım. Hareket halindeyken, yeni izlenimler biriktirirken evdekinden daha iyi yazıyorum, aslında evde hiç yazamıyorum. Düzeltme, bilgisayarın kullanılması, düzeltileri veya yazılanları temize çekmek evde yapılan işler, ama şiiri neredeyse hiç evde yazmıyorum. Uyarıya, insanlara, çevreye, harekete gereksinimim var.

Haftalık programın sıkı bir disiplin içeriyor. Ama şiirin, günlük dilin konvansiyonlarının dışında hareket ediyor. Denilebilir ki, sıkı bir vezin içinde yaşıyor ama yerçekimsiz bir alanda yazıyorsun. Biri diğerinin koşulu ve sonucu mu diye sormak geliyor insanın aklına. Özgür uçuş sıkı düzene mi gereksinim duyuyor?

Aslında hayır! Ben bu düzeni daha ziyade ritm olarak görüyorum. Metinler çıktıkları gibi çıkıyorlar ortaya, herhangi bir baskı, bir kural olmadan. Kurallar her an kırılabilirler. Önceleri her akşam Blue Box’a gidiyordum, sonra altı aylığına Berlin’deydim, önce Blue Box’a gidememenin çok kötü olacağını düşündüm, ama Berlin’de Blue Box’u veya Chelsea’yı bir saniye bile düşünmedim. Bence insanın severek yaptığı tatlı alışkanlıkları var ama bunlar değişiyorlar zaten. Aslında böyle olmak hoşuma gidiyor.

Şiirlerini ve kolajlarını çoğunlukla Viyana’da gerçekleştirirken, fotoğraflarını ve filmlerini genelde yolculuklarında çekiyorsun. Fotoğraf ve filmlerin genellikle “yol”u konu alıyor…

Çalışmalarımda “yol”un simgesel bir niteliği yok. Fotoğraf, film ve şiir çalışmalarım  hareket halindeyken oluşuyorlar ve yol harekette duruyor. Fotoğraflarımda çok pozlandırmayı perspektif için kullanıyorum ve o mekanda da zorunlu olarak bir “yol” duruyor.

İmgelerin, konvansiyonların dışında ve bu yüzden de bize gerçeklik dışı geliyorlar. Dizelerin sana da gerçeklik dışı geliyorlar mı?

Gerçeklik bir konvansiyon mu, yoksa yaşadıklarımız mı? Yazma sürecim otantik olmasaydı, temel bir hata içinde bulunuyor olurdum.

………………………………………….…….
*Hansjörg  Zauner, bu görüşmeden 13 yıl kadar sonra 30 Haziran 2017 günü, 57 yaşındayken hayata veda etti.
Görüşmenin ilk yayımlanışı: Öneri, Haziran 2004, Sayı: 4, s.11

Vielleicht gefällt dir auch