Hıdır Karataş ve bir kimliğin çokluk üzerine kurulabilirliği

Hıdır Karataş’tan sadece anadilimizi değil; aynı zamanda bir kültürü, tarihi birinci elden öğrenmiş oluyorduk.

A. H. CETECU

Viyana – “Ya kitaplarda ya da mezar taşlarında kalır geriye ancak insanların adları“, diyor banal ifade. Ama biz içten ve kendinden emin bir adımla şu itirazda bulunabiliriz: Bizleri geride bırakıp gidenlerin mekânları kalbimiz, aklımız ve anılarımızdır esasta. Hem de sonsuza dek!

Hıdır Karataş, “Herde Dewreşi”[1] diyarına aşkla bağlanmış güzel bir insandı. Zorluklar ve baskı nedeniyle yerini yurdunu bırakıp Avusturya’ya yerleşmişti. O da diğer göç edip gelenler gibi göçmen olmanın getirdiği zorlukları kimi zaman kolayca aşabildi, kimi zaman da bu zorlukları en ağır şekilde yaşadı.

Tertele’den[2] kurtulmuş kuşağın evladıydı Hıdır Karataş. Bu durum, onu diğerlerinden farklı kılan ayırt edici bir özellikti. Bunun farkında olması, onun halet-i ruhiyesinde derin çelişkilere yol açtığı gibi, beraberinde, insan olmaya samimi bir bağ ile bağlanmasını da getiriyordu.  Dersim doğasının inadı ve inceliğiyle sarıldı buradaki yaşamına. Sade karakterinin ağırlığı ona kısa sürede, içinde bulunduğu toplumda saygın bir yer açtı. Dayanışmayı ilke edinmesi, paylaştıkça elindekini, çoğalttı değerini, güzelliğini, “mordem”liğini[3] Hıdır Bıranın.

Beraber radyo programı yaptığımız bir gün, “Tu mıra gırsa, raver tu ma be xerdi vace”[4] dedim.

“Tu mıra pila”[5] denir diye düzelttiğinde, anadiline dair hassas bilinci beni çok etkiledi. Demek ki bilmek veya hayatın herhangi bir alanına dair bilinç; katı, metodik kurallar ile belirlenmiş uzmanlaşma değilmiş.

Devamında, “Ma heşi re gırs vame“[6] dediğinde ağız dolusu gülmüştük beraber.

Radyoda eski Dersim hakkında Kırmancki dilinde anlattığı meselelerle sadece anadilimize katkı sunmakla kalmıyordu; ondan bir kültürü, tarihi, birinci elden öğrenmiş oluyorduk. Dürüst ve samimi olmak gerekirse, bir kimliğin çokluk üzerine kurulabileceğini Hıdır Bıradan öğrendim. Anadili Kırmanckiydi ama Dersim’i asla sadece Kırmancki ile eş tutmadı. Aleviliğin hem eski çok tanrılı hem de tek tanrılı inançlarla güçlü bağları vardır, diyordu.

En sevdiği sorulardan biri: “Nasıl olur da Dersim gibi dağlık bir bölge, bunca farklı kültürün, dilin, inancın mekânı olabildi”, diye sorup, “sen okumuşsun Ali Heyder, bunlara cevap araman lazım” şeklinde takılırdı hep.

Ayağında patenleri, çocuklarıyla çalıştığım lokantanın önünden geçerken, “Ne güzel bir baba” diye geçirdim içimden. Elinde fotoğraf makinesi 1 Mayıs’ı, Newroz’u, Gezi’yi görüntülerkenki sevinci gözlerimin önünde hiç gitmiyor.

İnsandır yine insana en yakın olan ve hayatın tüm güzelliklerinin, sevinçlerinin, iyiliklerinin ilk kaynağı yine insandır, insan için.

Bizi bırakıp gitmesi, ilkin derin bir keder ve hüzne yol açsa da anılar, paylaşımlar, karşılaşmalar hatırlandıkça, geriye Hıdır Karataş’ı tanımanın mutluluğu kalır, dost bir el, sıcak bir bakış.

“Havalê Munzur u Duzgın Bava oğur bo!”[7]


[1] Dersim için kullanılan yerel adlandırma

[2] Dersim 1938, Dersimliler tarafından ‘Tertele’ olarak adlandırılır, Medz Yeğern, Shoah gibi

[3] Kırmancki dilinde ‘İnsan’ anlamına geliyor

[4] ‘Sen benden büyüksün, ilkin sen merhaba de’

[5] ‘Sen büyüğümsün’

[6] ‘Dilimizde ayıya büyük deriz’

[7] Munzur ve Düzgün Baba’nın Yoldaşı/Arkadaşı uğurlar olsun

cetecu@posteo.de

Vielleicht gefällt dir auch