“İmkânı olan getirsin, ihtiyacı olan alsın”

Evlere giden yardım paketlerinde sadece gıda yok; birlik, beraberlik, çaresizliğin ötelenmesi, örgütlülük bilinci var. Evlerine sıkışıp kalmış insanlar o paketlerle yalnızlıklarını da aşıyorlar. Bu çok çok önemli.

LondraBritanya Alevi Federasyonu (BAF) Genel Başkanı İsrafil Erbil ile gerçekleştirdiğimiz görüşmenin ilk bölümünde; bu kurumun oluşum sürecini, bağlı cemevlerini,bu kurum ve çevresinin Koronavirüs salgın sürecini nasıl karşıladığını, “müsahip kurum” dedikleri Demokratik Güç Birliği (DGB) ile birlikte yürüttükleri (hem genel hem de salgınla ilgili) çalışmaları, BAF yerleşkesinin kriz merkezi olarak belirlenip kullanılmaya başlanmasını, yardım ve dayanışmanın hangi alanlarda başlatıldığını konuşmuştuk. Bu ikinci bölümde ise, yardım ve dayanışma sürecinin işleyişini, çok daha ayrıntılı bir şekilde ortaya koymaya çalışacağız.

Gıda talebi gelmeye başladığında, “imkânı olan getirsin, ihtiyacı olan alsın” çağrısıyla, burası gıda yardım merkezi olarak çalışmaya başladı. Bu süreci daha ayrıntılı anlatır mısınız?

İsrafil Erbil: İhtiyacı fark ettiğimizde çevremizde imkânı olanlara, market sahiplerine bunu ilettik. Önceleri, “Londra’da kimse aç kalmaz, gerçekten böyle bir ihtiyaç var mı”, sorularına muhatap olduk. Daha sonra, yardım için başvuran insanların çaresizliğini gördükçe, ne kadar isabetli bir karar aldığımız belli oldu. Bu süreçte sistem resmen teslim olmuştu. Hastalar ambulans aradığında ambulans bile gelmiyordu. Herhangi bir resmi servisi arayıp “bana yemek getirin” deme şansınız yoktu. Ciddi bir kaos vardı. Çok değişik olaylara şahit olduk. Çok uzaktan gelen birisine bunu sorduğumuzda, “siz çaresizlik nedir bilir misiniz”, deyişini duyduk. Biz Kuzey Londra’dayız, Güney Londra’dan arayıp, “etrafta kimsem yok, hastayım, koronavirüse yakalandım, bir limon için yalvarıyorum”, diyen arkadaşlarımız oldu. Küçük çocuklarıyla aç kalıp bunun acısını gözyaşlarıyla bize anlatan aileler tanıdık.

Tam olarak ne kadarlık bir süredir ve nasıl bir işleyişle sürüyor bu yardımlaşma çalışması?

İki aydan fazla bir süre oldu. Bazı günler 100’den fazla aileye gıda yardımı ulaştırdık. Bir kısmına biz götürdük, bir kısmı buradan gelip aldı. Onlarca arkadaşımız bisikletleriyle, yine onlarcası kendi araçlarıyla, bir kısım arkadaşımız yakınlardaki yaşlı insanlara yaya olarak gıda yardımı ulaştırdı. Çevremizde adeta bir gönüllüler ordusu oluştu. Öyle bir dayanışma oldu ki bunlar videolarla, mesajlarla, gazete haberleriyle tescillenip tarihe geçti. Hem gelip yardım alanlar, hem de yardım etmek isteyenler BAF binasında buluştular. Yani burası köprü görevi gördü. Sayısız anı biriktirdik. Mesela, 3-4 genç insanın kapıya 15-20 metre yaklaşmalarına, ama utandıkları için “hangimiz gidip isteyecek” diye kararsız kalmalarına da şahit olduk. “Aailem evde onlara yardım götüreyim ama ben burada kalıp size yardım edeyim, nasıl yardımcı olabilirim”, diyenlere de. Elinde bir poşet gıda ile gelip “ben de bunu getirebildim yavrum, bunu da benden alın” diyen yaşlı teyzeler de gördük. Romanya’dan bu dayanışmayı izleyen, Romanya Alevi Kültür Merkezi Başkanı sevgili Şakir Aydoğan’ın bir TIR dolusu makarna göndermesi bizi çok duygulandırdı.

O sıralar Londra’da marketlere hücum edilmiş, raflarda makarna gibi dayanıklı gıda maddeleri kalmamıştı. TIR doğrudan bu merkeze mi geldi?

Evet buraya geldi. Buradan cemevlerine, DGB bileşenlerine ve diğer yardım merkezlerine ulaştırmaya çalıştık. Ayrıca, bağlı olduğumuz Enfield Belediyesi’nin yardım merkezine de beş kere minibüslerle büyük miktarda yardım götürdük. Komşu Haringey Belediyesi’nin sosyal servislerinden yararlanan, ama engelli çocuğu olduğu için dışarı çıkamayan 300 kayıtlı aileden 150’sine biz yardım götürdük. Belediye bunu doğrudan bizden talep etti. Ayrıca çok sayıda bakımevine yardım ulaştırdık. Burada bize yakın bir hastahanede çalışan Alevi doktorlar ve hemşireler var. Onların aracılığıyla mutfağımızı kullanarak, o hastaneye sıcak yemekler gönderildi. Halen de gönderiliyor.

Ayrıca, Enfield Alevi Kültür Merkezi‘nden kadın arkadaşlarımız, sağlık elemanlarının kullanması için bezden çantalar yapıp hediye ettiler. (Sağlık elemanları bu çantalara dezenfekte edilecek iş giysilerini koyuyorlar.) Bize yardım olarak gelen çok sayıda maskeyi de onlara ulaştırdık. Yani sağlık elemanlarından yaşlılara, engellilere, hasta olup evinden çıkamayanlara, işini kaybettiği ya da geliri olmadığı için gıda yardımına ihtiyaç duyanlara kadar, çok geniş bir yelpazeye ulaşmaya çalıştık.

Bu çevreler, ağırlıklı olarak kendi üyelerinizin dışındaydı anladığım kadarıyla.

Tabii, tabii. Bizim üyelerimiz uzun yıllardır burada. 80’li yılların ilk yarısından itibaren yerleşik hayata geçmiş bir toplumuz. Kendi üyelerimizden ziyade, buraya iş vizesi ya da siyasi sığınmacı olarak gelmiş çok farklı kesimlerden insanlar yardıma ihtiyaç duyuyordu. Bizim bulunduğumuz belediye sınırları içinde 140 farklı dil konuşuluyor. Londra genelinde ise 170’in üzerinde farklı dil konuşulduğu biliniyor. Biz bu insanlara ulaşabilmek için hem İngilizce, hem de Türkçe basını kullandık. Felix Project adında, daha çok İngilizce konuşan toplumun bildiği büyük bir yardım kuruluşu ile birlikte çalışıyoruz. Onların ciddi miktarlarda gıda temin edebildikleri Salisbury, Morrison, Asda gibi büyük marketler var. Biz pandemi öncesinde de onlarla ilişki içindeydik. Bu süreçte de birlikte çalıştık, katkılarından faydalandık. Burada fazla birşey varsa onlara verdik. Onların aracılığı ile İngiliz medyası da bu konuda çok duyarlı davrandı.

Yani, dayanışma kampanyası bugüne kadarkinden çok daha geniş ve farklı çevrelerle çalışma alanı açıyor size.

Evet. Bugün örneğin, ana akım medyadan Evening Standard arayıp, çalışmalarımız hakkında bilgi aldı. Bu gazete, sanatçılarla yardım kuruluşlarını ziyaret etme, onlarla videolar çekerek bir duyarlılık yaratma projesi başlatmış. Bu kapsamda ünlü komedyen Jack Whitehall, Felix Project‘i ziyaret etmiş. Onlar da teşekkür edip, “BAF da bu süreçte çok önemli bir dayanışma gösterdi, orayı da mutlaka ziyaret etmelisiniz”, deyip bize yönlendirmiş. Gelip gördüklerinde çok şaşırdılar, çok teşekkür ettiler. Jack Whitehall, o sırada gelen malzemeleri indirmeye yardımcı oldu. Ayrıca, Meclis’te yer alan ilk Alevi milletvekilimiz Feryal Clark başta olmak üzere, birçok politikacı burayı sık sık ziyaret ediyor. Londra Büyükşehir Belediye Başkan Yardımcısı John McCarty de bugün buradaydı. Aslında bu süreçte belediyelerin ve devletin kendisinin yapması gereken bir hizmeti biz yürütüyoruz. Onlar bunu izleyip takdir ediyorlar, desteklerini sunuyorlar. Bunu ya bizzat gelerek ya da telefon açarak yapıyorlar.

Yardım kampanyamız gıda temininden de öte, bir özgüven verme özelliği taşıyor. Hükümetlerin, süper güçlerin teslim olduğu, çaresizliklerini ilan ettikleri bir süreçte bu kurumlarımız ayakta kalarak çevreye cesaret, güven ve umut aşılıyor. Evlere giden yardım paketlerinde sadece gıda yok; birlik, beraberlik, çaresizliğin ötelenmesi, örgütlülük bilinci var. Evlerine sıkışıp kalmış insanlar o paketle yalnızlıklarını aşıyorlardı. Bu çok önemliydi ve biz bunu birebir yaşadık. Sosyal, psikolojik, ekonomik olarak insanlar çok mağdur oldu. Zamanında gerekli sağlık müdahalesi yapılmadığı, yeterince yardım görmediği için bu süreci çok zor geçiren, hayatını kaybeden çevreler var. Dolayısıyla bunun bir telafisi olmalı. Bunun maddi manevi bir takibi olmalı. Bununla ilgili de bu örgütlenme devam edecek ve bu süreçte de halkın yanında olacağız.

Londra dışındaki yerlerde de yardım faaliyetleri yürütüldü mü?

Britanya’nın dört bir köşesinde, örneğin Orta Britanya’da, İskoçya’da, Galler’de ve farklı bölgelerde benzeri kriz merkezleri oluşturduk. Oralarda da bize ulaşan insanlara, canlarımız ve kurumlarımız vasıtasıyla ciddi yardımlar ulaştırıldı.

Yardımların kayıtları tutuldu mu? Ne kadar aileye ulaştınız?

İşlerin nereye doğru gideceğini tam öngöremediğimiz için en başta kayıt tutmadık. Bir hafta-on gün sonra tutulmaya başlanan kayıtlara göre, 3000’den fazla aileye yardım etmişiz. Yardım paketlerimiz, dört kişilik bir aileye bir hafta boyunca yetecek malzeme içeriyor. 10 binden fazla insana gıda yardımı yaptığımızı düşünüyoruz. Yaptığımız hesaplara göre 60-70 ton arasında bir gıda malzemesi sirkülasyonu gerçekleştirmişiz.

Solda bisikletçiler ekibi, sağda kriz merkezi olarak işlev gören BAF yerleşkesi.

BAF dışında hangi kurumlar dayanışma faaliyeti yürüttü?

Tottenham’da Day-Mer (Türk-Kürt Dayanışma Merkezi), Haringey’de Kürt Toplum Merkezi binalarında da kriz merkezleri oluşturuldu ve biz onlarla birlikte çalıştık. Bunun dışında Türk Eğitim Birliği, Yüz Çiçek Kültür Merkezi, Tohum Kültür Merkezi gibi birçok kurum dışarıdan yardım malzemeleri toplayarak buraya getirdiler. Londra Bisiklet Klübü, hem taşıma da hem de gıda dağıtımında bize çok yardımcı oldu. Demokratik Güç Birliği‘nin diğer bileşenleri, örneğin Göçmen İşçiler Kültür Derneği (Gik-Der), köy ve yöre derneklerinin tamamı, bunun dışında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği adeta bir seferberlik havasında faaliyet yürüttüler.

Bu kurumlar yardım toplayarak buraya getirdiler, siz de buradan dağıtımını yaptınız.

Evet. Ayrıca her kurumdan arkadaşımız gelip burada nöbet tuttu. Buradaki hizmeti, emeği de paylaştılar. Bu çok değerliydi.

Şimdi hükümet yeni bir aşamaya geçildiğini bildirdi. Çalışma hayatına yönelik bir takım gevşemeler var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Sağlık sisteminde olanların, “hergün 300-400 kişi ölürken, on binlerce insan yoğun bakımda ya da hastayken siz hangi ‘iyileşme’den bahsediyorsunuz”, şeklinde itirazları var. Ekonomiyi düzeltelim derken sağlık sisteminin daha da kötüye gideceğinden korkuluyor. Şu anda hükümet ne diyeceğini, nasıl bir karar alacağını bilemiyor. Bir gün verilen bir kararı, ertesi gün başka bir yetkili değiştiriyor. Örneğin Başbakan Johnson, “parkları istediğiniz zaman kullanabilirsiniz, aynı aileden olanlar artık birlikte istedikleri kadar güneşlenebilir”, dedi. İnsanlar bunu yapmaya başladığında polis müdahale etti. Aradan üç gün geçmeden başka bir yetkili, “aslında öyle demek istememiştik, ayni aileden olanlar yan yana oturabilir ama dışarıda daha az zaman geçirin”, dedi. Kolluk kuvvetlerinin de kafası karıştı. “Biz parkta gördüğümüz insanlara ne diyeceğimizi bilemiyoruz, bize net bir şey söyleyin”, talepleri var.

Yardım faaliyetleriniz bundan sonra nasıl devam edecek?

Mekânlarımızı haftada yedi gün insanlara yardımcı olmak için açık tutuyoruz. Kısmen bazı sosyal yardımların devreye girmesi, kısmen de iş yerlerinin açılmaya başlanmasıyla yardım talebinde bulunan aile sayısında ciddi bir düşüş var. En yoğun dönemde, günde 100’den fazla aileye yardım ediyorduk. Şu sıralar günde 10-15 arası aile başvuruyor. Bu da iyi bir gidişat. Buraya malzeme geldiği sürece kapılarımız herkese açık olacak. Son paketimiz kalıncaya kadar bu yardımları yapmaya devam edeceğiz.

Biz de başarılar diliyor, bilgilendirmeleriniz için çok teşekkür ediyoruz.

Ben teşekkür ederim. Sesimize ses katıyorsunuz, çok sağolun.

semihsavasal@yahoo.de

Vielleicht gefällt dir auch