Kalpsiz dünyanın kalbi: Küba

Küba “Gerçekçi ol, imkânsızı iste” şiarı ve kararlı duruşuyla yolunda ilerlemeye devam ediyor.

Viyana – Pandemi (Covid-19) dünyayı sarmadan ve sarsmadan kısa bir süre öncesinde Küba’daydım. Böylelikle hem 2020 yılına orada girmiş hem de bu yaz tatilimi kurtarmış oldum(!)

Şu yeryüzünde her renkten insanın ve kültürün kendine yer bulduğu çok nadide bir ülke Küba. Sadece kâra endeksli, serbest piyasa ekonomisi adı altında dünyayı talan eden, insanı insanlığından çıkaran, kapitalist ekonomik sisteme sırtını dönmüş, kendine özgü bir sistemle onuruyla ayakta durmaya çalışan bir ülke Küba. Bunun getirdiği bazı sıkıntılar var ama bizim yaşadığımız sistemdeki çarpıklıklarla ve sınıflararası uçurumlarla karşılaştırılamaz.

Küba’da tatil boyunca, farklı şehirlerde ve çeşitli evlerde kaldığımız için, kısa da olsa yerli halkla bir arada olma fırsatı bulduk. Misafirperver, sıcak ve sade insanlar Kübalılar.

Daha ilk günün akşamında dilini ve yolunu bilmediğimiz Havana sokaklarını keşfe çıktığımızda hiçbir yabancılık ve tedirginlik hissetmedik. İlerleyen saatlerde bir caz bara gidip oturduk ve harika kokteyllerinin tadına bakarak müzik dinledik. Ertesi günün akşamında Kübalılar gibi biz de bina önüne inip sokakta çayımızı içtik. Oradaki varlığımız hemen kabul gördü, ne garip bir bakış, ne bir özel merak söz konusuydu.

Ertesi gün şehir turumuza rehberimiz Carlos eşlik etti. Şehir merkezinden Devrim Meydanı’na çıktık. Carlos, Almanca‘yı Havana Üniversitesi’nde öğrenmiş, sohbetlerimizde Küba’nın ciddi ekonomik sorunlarının olduğunu ama buna rağmen mutlu olduklarını, diğer sistemlerin de (Avrupa’yı kastediyordu, çünkü 1 yıl İspanya’da kalmış) sorunlarını bildiklerini söyledi. “Siz telefonsuz, randevusuz bir yere gitmiyorsunuz, bu bize garip geliyor mesela” dedi. Tur boyunca birbirmize o kadar ısındık ki, kucaklaşarak ayrıldık. Tatil boyunca bize arabasıyla eşlik eden Hilerio’dan bahsetmeden geçemeyeceğim. Sabahları bizi coşkuyla alıyordu.

Birkaç İspanyolca kelimeyle anlaşmaya çalışıyorduk. Tütün çiftliğini ve evrim duvarını gördükten sonra bizi evine götürdü eşini, annesini tanıştırdı ve kahve ikram etti. Sonra Trinidad şehrine geçtik. Film seti gibi bir şehir demişlerdi, doğruymuş. Akşamları şehir merkezinde açık hava konserleri vardı, daha turistik bir havası vardı bu şehrin. Küba’da pek çok yerde sokak müzisyenleriyle karşılaşmak mümkün ve bu şehirde de yeterince vardı bunlardan. Şehrin biraz dışında şahane ve doğal bir sahili vardı ki, böyle sahillerden de yeterince vardı Küba’da.

Büyük idealistlik ve fedakarlıkla kurulan bu sistem, bana biraz dogmatik uygulanıyor gibi gelse de -ki Küba ciddi bir ekonomik ve siyasi abluka altındadır (bu nedenle olabilir)- devrim ruhunu ve insani değerleri hâlâ koruyor. Küba “Gerçekçi ol, imkânsızı iste” şiarıyla yolunda ilerlemeye devam ediyor. Bu küçük ülkenin bu kararlı duruşu dünyanın ezilenlerine güç, süper(!) güçlerine ise korku vermeye devam ediyor.

Ve sonra deniziyle adını duyuran Varadero‘ya geçtik ve orada da şansımıza Almanca bilen bir Kübalıyla karşılaştık. İlk akşamımızda bize gönüllü rehberlik etti ve misafirperverlik gösterdi. Küba‘nın üç tarafında denize girme fırsatı bulduk. Sanayileşmiş bir turizm yok Küba‘da. Tam bir doğa harikası. Sessiz, sakin ve güvenli. Hiç rahatsız edilmedik. Bir sabah erkenden sahilde yürüyordum. Karşıdan gelen biri, bir anlık elimi tutup avucuma deniz kabukları koydu ve geçti gitti. Ancak arkasından teşekkür edebildim.

Bütün bunları oranın ruhunu, insani ilişkilerini biraz olsun hissettirmek için yazıyorum. Çünkü Küba’da insanlık yaşıyor, yabancılaşma henüz oraya girememiş. Bakın nerede insanlıkla ilgili bir sorun olsa, Küba oraya koşuyor. Dünyayı saran Koronavirüsü döneminde de Küba, yine insani değerleriyle kendinden söz ettirmeyi başardı.

Benim için gezinin en özel yanı elbette gönüllere taht kurmuş, insanlık için örnek mücadele vermiş Che Guavere ve arkadaşlarının anıt mezarını Santa Clara’da ziyaret etmekti. Dünyanın değişik ülkelerinden kopup gelmiş pek çok insanla karşılaştık. Duygulu anlar yaşadık.

Özellikle Che’nin yeni insan tipi üzerine fikirleri beni çok etkilemiştir. Che, “yeni devrimci insanın” devrimi, nihai hedefine ulaştıracağından söz ediyordu. Bu alanda nasıl bir yol izlendiği ve nasıl bir eğitim verildiği konusunda bilgilenmek isterdim, ama bu kez olmadı.

songul.yarar@hotmail.com

Vielleicht gefällt dir auch