HÜSEYİN A. ŞİMŞEK

Kan ve gurbet ‘hukuku’ cenderesi

Dünya küçüldükçe, hele ki bir “köy” olarak tanımlanmaya başladığı süreçte, göç yolları hem çoğaldı, hem de uzadı. Artık dünyanın herhangi bir yerindeki bir insanın, teorik olarak gözüne kestiremeyeceği bir yer yok gibi. Gerek her bir ülke içinde, gerekse yerküre bazında süre gelen göç, günümüzün ve geleceğin hem önemli sosyal gerçeği hem de problemi.

Doğal olarak, yollara revan olan ve sayıları on milyonları oluşturanların her biri, kendince yaşıyor bu macerayı. Göç yolları, yurtlarından kopanları yeni kimliklerle buluşturuyor bir taraftan da. Yer, diyar değiştirmekle sınırlı kalmayabiliyor göç, aynı zamanda kimlikler arasında da yaşanıyor, yeni kimlikler ediniyor göçenler. Mesela, 1964’ten itibaren cebinde Türkiye Cumhuriyeti pasaportu ya da kütüğüyle gelenler, çocukları ve torunlarıyla ilgili verilere bakalım; yaklaşık üçte ikisi, Avusturya pasaportuna sahip artık. Yasal ve hukuki zemini “vatandaşlık” olan bir geçiştir bu.

Vatandaş olarak edinilmiş yeni kimlik, etnik/ulusal alt kimliği ‘yok’ saydırmıyor. Avusturya Türkü, Kürdü, Çerkezi, Acemi, Ermenisi, Arabı, Gürcüsü, Afganı… Bu kimliklerin her birine mensup her bir birey, üst ve alt kimliğini farklı yaşar. Üst kimliğini sadece kâğıt üzerinde taşımaya indirgeyen de var, “vatandaşlık hukuku” çerçevesini sahici bir hak ve özgürlükler ile ödevler manzumesi olarak tanımlayıp yaşamaya çalışanlar da.

Göçmen ya da arka planında göçmenlik olan her bir bireyin, ‘eski’ toplumundan çıkışı da ‘yeni’ toplumuna katılışı da kendine özgüdür, irili ufaklı farklılıklar gösterir. Kiminin altmış yıl sonra, hâlâ kendini “gurbet”te saymayı sürdürmesi; kiminin, yıllar önceden beridir “yeni vatan“ tanımını benimsemesi boşuna değil. En ufak ayrıntısına kadar iyi araştırılıp, doğru bir temelde analiz edilmelidir.

Her halükârda, bir yere göçüp orada kalmanın tek bir halinden söz etmek mümkün değil. Sınıfsal, inançsal, ulusal, cinsel vb aidiyetler, göç edilen ülkede nasıl kalınacağını, çok önemli oran ve farklı şekillerde belirliyor.

Göçmen bireye yönelik, ‘eski’ ve ‘yeni’ toplumlarının iktidar sahipleri -aynı zamanda iktidara eklemlenme mücadelesi veren muktedirleri- tarafından sergilenen iki temel tavır var: “Kan hukuku” ve “gurbet hukuku”! Birincisi, yeni vatandaki göçmen ve yabancı karşıtı bir milliyetçilik, ırkçılıktan beslenir; ikincisi, anavatandaki milliyetçilik, ırkçılıktan. “Kan hukuku”nu dayatanlar, göçmenin hayat hakkını doğrudan asimile olması şartına bağlar. ‘Entegre olmak’ kâfi gelmez onlara.

“Gurbet hukuku”, o “kan hukuku”na karşı bir “meşru savunma” üzerinde inşa edilir. Bu savunma da, iki temelde yol alır: Sürekli bir şekilde, anavatandaki iktidarların kanatları altında olma gereksinimi yaratma. Göçmen kitlenin önemlice bir kesimi “kan hukuku”na karşı, “gurbet hukuku”na sarılıverir. Öyle sadece ekonomik ya da güvenlik üzerine kurulu bir gereksinim değildir bu; oldukça karmaşık bir yumağı andırır. Anavatandaki iktidarlar, kanatları altına aldıkları göçmenin, göç yollarına dizilmezden önceki halini hemen hemen aynen berdevam etmesini tercih eder. Bunun için en güvendiği ‘yapıştırıcılar’, inanç ve etnisitedir. İnancı, siyasete alet eder; karşı milliyetçiliği ve ırkçılığı körükler. Bütün bunların toplamından, anavatandaki iktidarlar adına yeni vatanda uçbeyi, koçbaşı, ileri karakol, lobici, misyoner olmaklık çıkar.

“Kan hukuku“ ile “gurbet hukuku“ dışında bir seçeneği var mı göçmenlerin? Var elbette ve hem de farklı ama eşit yaşamanın en uygun zemini olarak! Irka, soya sopa, dini veya etnik aidiyetlere değil, hak ve özgürlüklerin, ödevlerin birey/insan olma temelinde belirlendiği bir “vatandaşlık hukuku”!

Günümüz dünyasında vatandaşlık, artık ulusaşırı/ulusötesi bir düzeyde tanımlanabiliyor. “Kan hukuku”na yüz vermeyen ‘yerliler’ ile “gurbet hukuku”na bel bağlamaya gereksinimi kalmayan göçmenler, farklı ama eşit bir “anayasal yurttaşlık” sürecine büyük katkılar sunma şansına sahip. Gelip katılınan toplumu değil sadece, içinden çıkılan toplumu da değiştirip dönüştürmek; hatta, sadece “anavatan“ ile “yeni vatan“ arasında değil, uluslararası alanda da etkili bir rol oynamak gibi.

…………………………………………………
www.huseyin-simsek.com
huseyin.şimsek@gmx.at

Vielleicht gefällt dir auch