RESMİYE ASLAN

“Kardelenler“ projesi ve düşündürdükleri

Viyana – Yozgat’ın Boğazlıyan ilçesi, Abdilli köyü doğduğum yer. Yozgatlıyım ben! Hani şu birçoklarının yobaz ve gerici insanların yaşadığı şehir olarak gördüğü yer var ya, orası Yozgat. Bu yazıyı okuyanlar ne düşünür bilemem, ama Yozgatlı olduğumu öğrenince yüz ifadeleri değişenlere çok sık rastladım. Arada bir iltifat mı ediyor, aşağılıyor mu belli değil, “sen hiç Yozgatlıya benzemiyorsun” diyenleri de çıkıyor içlerinden. Ne kadar, bu da benim şanssızlığım, deyip geçsem de rahatsız olmadığımı söyleyemem. Yapacak bir şey de yok, doğduğum coğrafyayı değiştiremem. “Beterin beteri de var” der geçerim.

“Kardelenler” kitabını okurken de “beterin beteri var”, dedim. 2004 yılında yayınlanmış, adından çok söz ettirmiş; sade, akıcı dili ile bir solukta okunacak bir kitap. Kitabı okumam ise pandemi sürecine denk gelince üzerinde bol bol düşünme vaktim oldu.

Ayşe Kulin’nin 2004 yılında kaleme aldığı “Kardelenler”, aynı zamanda Birleşmiş Milletler Bin Yıl Kalkınma Hedefleri’nden yola çıkarak Turkcell ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin, 2000 yılında başlatmış oldukları sosyal sorumluluk projesinin de adı.

“Kardelenler: Çağdaş Türkiye’nin Çağdaş Kızları” adlı proje, yoksulluk nedeniyle öğrenimlerine devam edemeyen kız çocuklarına eğitimde fırsat eşitliği sağlamak amacı ile başlatılmış. Kulin, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde proje kapsamında eğitim bursu ile öğrenimlerine devam eden kız çocuklarını ve ailelerini tek tek ziyaret ederek, onların gerçek yaşam hikayelerini yazmış Kardelenler’de. Çok sayıda çocuklu aileler, işsiz babalar, çaresiz anneler, töre ve cinsiyet ayrımına maruz kalmış kızlar, daha da önemlisi yoksulluk var hikayelerde.

Her hikayenin içinde, çocukların yaşadığı zorlukları düşününce kendi kendime sormadan edemedim.

2000’li yılların Türkiye’sinde en doğal insan hakkı olan öğrenim hakkı için hâlâ mücadele eden kız çocukları varken, kitabın yayımlandığı 2004 yılından geriye giderek (beş yıllık zorunlu ilkokulu saymıyorum) tam otuz yıl önce, yani 1975’te özel bir çaba göstermeden, orta ve liseye devam etme olanağına sahip olmam şanssızlık olabilir miydi? 

Solda, Abdilli Köyü İlkokulu’ndan bir kare; sağda Kulin’in “Kardelenler“ kitabının kapağı.

Doğu ve Güneydoğu illerinde kendimi bildim bileli süren ve hâlâ devam eden kavgayı, akan gözyaşlarını, kız çocuklarının ve ailelerinin içinde yaşadıkları zor yaşam şartlarını, yoksulluğu kendi çocukluk yıllarımla karşılaştırınca, Yozgat’ta doğmakla şansız sayılır mıydım?

İçine doğduğum o küçük Orta Anadolu köyünde, 1955’te yapılmış bir okul vardı ve köy halkının çoğunluğu okuma yazma biliyordu ve ne kadar erkek çocuklarına öncelik tanısalar da kendi olanaklarıyla kız çocuklarını da orta ve liseye, hatta üniversiteye gönderiyorlardı. Nasıl olmuştu da köy halkı daha o yıllarda eğitim ve öğretimin değerini anlamıştı?

Sorularıma yanıt ararken karşıma Köy Enstitüleri çıktı. Bütün bunlar, 1937’de kurulan 1954’de kapatılan Köy Enstitüleri’nin başarısıydı; köylerde hem teorik hem de uygulamalı, yalnız çocukların eğitimi değil, aynı zamanda yetişkinlerin de sağlık, tarım, el sanatları ile ilgili konularda aydınlanıp beceri kazanmalarını sağlamıştı bu okullar. Ve benim şansım da orada eğitim almış bir neslin çocuğu olmaktı.

 “Kardelenler: Çağdaş Türkiye’nin Çağdaş Kızları” projesiyle on binlerce kız çocuğu eğitim bursu aldı. Kulin’in gerçek adlarını kullanmadan kitapta yer verdiği ve hikayelerini okuduğum Bilge, Perihan, Nar, Sema gibi bimlerce kız çocuğu da kendilerini şanslı hissediyorlar mı bilemiyorum.

Şu an bildiğim, her değişen iktidarla değişen eğitim sistemi, şimdilerde iyice hallaç pamuğuna dönmüş, çocukların kaderi tamamen kurum ve kuruşlara bırakılmış durumda.

resmiye.aslan1511@gmail.com

Vielleicht gefällt dir auch