Kâzım Koyuncu ve 90’ların anadilde müzik dalgası

Lazlarla ilgili bir dizi haber ve görüşme yaptım. Tanıştığım en üretken sima Kâzım Koyuncu’ydu.

Viyana – 1972’de Hopa’da dünyaya gelen Kâzım Koyuncu, üniversite için İstanbul’a gitmiş sayısız gençten biriydi. Siyasal Bilgiler’de okuyordu. Müziğe de esasen o öğrencilik yıllarında el attı. Gitar çalıyordu. Sesi de çok güzeldi. Laz kökenliydi, anadili Lazca’ydı. Müziğiyle sahnelerde yer almaya başlar başlamaz, anadilini dışarıda tutmadı. Anadiline, sanatsal üretimiyle sahip çıktı. Türkiye‘nin ilk Laz-rock grubunu kuranlardan biriydi.

Grubu kuracak olan gençler, 1992’de biraraya gelmeye başlamıştı. Biraraya gelişlerinin ilk sebebi ise horon çalışmak ya da öğrenmekti. Onlar için, farklı bir şekilde biraraya gelme, farklı bir heyecan ve coşku yaşama meramlarına ilaç gibi gelmişti horon. 15 Temmuz 1992 günü, İstanbul adalarından birine geniş katılımlı bir gezi düzenlediler. Müzik grubu kurma fikri işte tam da o günlerde ortaya çıktı. Şart değildi, ama kurulacak grubun bütün üyelerinin Laz kökenli olması tercih edilecekti.

1993 yılıydı. Başında Aziz Nesin’in bulunduğu günlük Aydınlık gazetesinde çalışıyordum. Beş Laz gencinin bir araya geldiğini, bir müzik grubu kurduklarını haber aldım. Lazlar adına, Lazlar için bu bir ilkti. Hem bir gazeteci olarak, hem de anadili benzer konumda olan bir insan olarak çok ilgili buldum kendimi. O yılın Temmuz ayı içinde, grubun üyeleriyle buluştum nihayet.

Sohbetimizde Kâzım Koyuncu bu konuyla ilgili, “bir Türk, bir de Kürt girdi grubumuzun üyeleri arasına”, demişti. Fakat bu, ağırlıkla Lazca bir müzik yapılacağına dair amaçlarına halel getirmeyecekti. Kâzım Koyuncu’nun yanısıra Mehmet Ali, Selçuk, İlhan ve Yılmaz yer almıştı grupta. Grupta yer alan herkes Laz olmak zorunda değildi, ama onlar Lazca türkü ve şarkılar çalıp söyleyeceklerdi. Ki grubun adı da Lazca sözcüklerden oluşacaktı.

Bu ilk Laz müzik grubunun adı “Zugaşi Berepe” (Denizin Çocukları) idi. Kâzım ritm gitar, Selçuk solo gitar, İlhan bas, Yılmaz bateri çalıyordu. O dönemde grubun solisti Mehmet Ali’ydi. Kâzım Koyuncu bir gitarist olarak faaldi. Grupla ilk görüşmeyi ben yapmış oldum. Günlük bir gazetede yayımlanacak olması da “çiçeği burnunda” grup açısından önemliydi. Aralarından biriyle değil, grubun tüm üyeleriyle sohbet ettim. Onlar da kollektif bir duruştan yanaydılar zaten. Bilinçli olarak, gruptan bir ya da iki kişiyi öne çıkarmak istemiyorlardı.

Grubu kurmuşlardı ama nereden başlayacaklardı ve nasıl yapacaklardı? Kâzım Koyuncu şöyle yanıtlamıştı bu sorumu: “Önce elimizde ne var, ona baktık. Repertuarımıza aldığımız parçaların tamamı Lazca’ydı ve sözleri grubumuzun elemanlarına aitti. Arada geleneksel Laz türkülerini de yorumluyorduk ama rock motifler ağır basıyordu.”

İlk konser, Rize-Pazar’da verildi

Benim kendileriyle o görüşmeyi gerçekleştirdiğim tarihte sadece iki konser vermişti grup. İlk konserleri, 3-5 Haziran 1993 tarihleri arasında Rize-Pazar’da yapılan Pazar Kültür ve Sanat Şenliği çerçevesinde gerçekleştirilmişti. Sohbetimizde, kendi anadillerinden, yani Lazca parçalar çalıp söyleyecekleri için biraz çekinerek sahneye çıktıklarını anlatmışlardı. Lazca ezgileri duyduklarında, dinleyicilerin nasıl bir tepki vereceğinden emin değillerdi.

Korktukları, çekindikleri hiçbir olumsuzluk yaşanmamıştı o ilk konserde. Zugaşi Berepe grubunu dinleyenler, bu gençlerin ortaya koydukları müzik konseptini de performanslarını da çok beğenmişlerdi. Çekincelerin daha ilk konserde bertaraf edilmesi, onlar açısından büyük bir avantajdı artık.

İkinci konserlerini, İstanbul’da organize edilen “Nükleer Karşıtı Rock Festivali” kapsamında 10 Ekim 1993 günü verdiler. Onlarla gerçekleştirdiğim sohbetten yaklaşık bir hafta kadar önce. O ikinci konserde de kendi anadillerinden ezgilere ağırlık vermişlerdi.

İlk albüm 1995’te çıktı

Zuğaşi Berepe’nin ilk albümü, bizim görüşmemizden yaklaşık iki yıl sonra 1995‘te “Va Mişkunan” (Bilmiyoruz) adıyla çıktı. İkinci albüm, 1998’de “İgsaz” (Gidiyor) adıyla gerçekleşti. Bu ikinci albümden sonra, ne yazık ki Zuğaşi Berepe grubu dağıldı. Grup dağıldı ama Kâzım Koyuncu müziğe tek başına devam etti.

“Salkım Söğüt” isimli seri projenin ikincisinde üç şarkıyla yer aldı örneğin. İlk solo albümü “Viya”yı ise 2001 yılında çıkardı. Film müzikleri alanına da el attı. Bir TV kanalında yayınlanan “Gülbeyaz” adlı dizinin hem müziklerini yaptı, hem de dizinin bazı bölümlerinde oyuncu olarak rol aldı. “Sultan Makamı” dizisinin müziklerini de o hazırladı.

Nisan 2004’te ikinci solo albümü “Hayde”yi çıkardığında, yaklaşık altı aydır kanser hastalığıyla da mücadele ediyordu. Henüz 33 yaşındaydı. 27 Haziran 2005’te yapılması planlanan ve Harbiye Açıkhava Tiyatrosu‘nda gerçekleştirilecek “Hey Gidi Karadeniz Konseri”ne o da katılacaktı ama olmadı ne yazık ki. Konserden sadece iki gün önce, 25 Haziran 2005 günü ayrıldı aramızdan.

1993’teki görüşmemizde bu konuyla ilgili uyarmıştı: Türkiye’de radyasyondan en çok Lazlar çekiyor! Çernobil olayından sonra Rize’nin bir köyü olan Gare’de kanserden ölümler arttı. Çünkü çayların gömüldüğü depo oradaydı.” Ölümünden önce tedavi gördüğü VKV Amerikan Hastanesi‘nde 2005’in Nisan ayı içinde düzenlenen “Çernobil‘in Etkileri ve Hasta Hakları” konulu panelde kanserle mücadelesini anlatmıştı. Mücadele ettiğini, kanserin özgürlüğünü kısıtladığını ifade etmişti. “Kanseri, kanser olmayanlar anlayamaz”, demişti. Gencecik yaşta kansere yenik düşen Kâzım Koyuncu, geride de kanserli bir baba bırakmıştı.

Bize, milyonlarca dinleyicisine azmi, coşkusu, yaratıcılığı kaldı. Saygı, sevgi ve daha nice kuşakların gönlünde yaşaması dileğiyle.

…………………………………………………
www.huseyin-simsek.com
huseyin.şimsek@gmx.at

Vielleicht gefällt dir auch