Kent hazinelerini “kent halkı yararına” sunmak

Bir kentin korunması# çıkarlar ile karar verme süreçleri arasında denge kurulmasını gerektiriyor. Kentleşme politikasını başarıyla uygulamak kent hazinelerini “kent halkı yararına” sunmak kent yöneticilerinin zekâsına kalıyor diyor Leonardo Benevolo.

19. Yüzyıl’da mimari anlayış değişti. Rönesans yaklaşımına aykırı olarak kent ve yapı ayrı ayrı, yani birbirlerinden bağımsız olarak düşünüldü. Görsel kültür alanında 18. Yüzyıl’dan itibaren sanayi kentinin ortaya çıkışıyla Rönesans geleneğinin temel iki unsuru tek tek parçalandı ve krize itildi: Perspektif düzen ve klasik örneklere uygunluk… 300 yıl boyunca Avrupa zevkinin temelinde yatan klasisizm, kendine özgü ve tartışmalı bir programa; yeni klasisizme dönüştü. Yapı görünümü, uyumlu ancak hiçbir önemli unsur içermeyen genel bir arka plân haline getirildi. Sanata, teselli ve eğlence misyonu yüklendi. Aslında karışıklığı tanımlayan bir özgünlük haline geldi ve halktan kopartılan, duygudan kopartılan kent, yabancılık ve düşmanlığa tanıklık eden değişmez bir arka plân olarak kaldı. 

Charles Dickens 1859’da yazdığı “İki Şehrin Hikâyesi” adlı yapıtında bu özgünlük bunalımını şu cümlelerle tanımlıyor: “Bu en iyi zamandı, en kötü zamandı, akıl çağıydı, delilikler çağıydı…” Goethe, “Genç Werther’in Acıları”; Laclos, “Tehlikeli İlişkiler” gibi eserlerinde bu durumla nesnellik ve ironi ile alay ettiler. 19. Yüzyıl’da Avrupa’nın sanayileşmesinde başı çeken İngiltere’ye Almanya’dan giden Heinrich Heine da şöyle diyordu: “Dünyanın şaşkın bir ruha gösterebildiği en büyük mucizeyi gördüm; gördüm ve hâlâ şaşkınım; taştan ev ormanı hâlâ belleğimde çakılı duruyor ve aralarında, birbirine benzemeyen bütün tutkuları, bütün sevgi, açlık ve nefret dürtüleri ile yaşayan insanların yüzlerinin oluşturduğu hızla akıp giden bir dere… Her şeyin dobra dobra içtenliği, bu anıtsal birlik, bu makineye benzeyen hareket, zevkin kendisinde olan bu tedirgin ruh, bu abartılmış Londra düşgücünü boğuyor ve yürek parçalıyor… Büyük saraylar bekliyordum, ama küçük evlerden başka bir şey görmedim. Ne var ki, hepsinin tek biçimde olması sınırsızlığı ruhu olağanüstü etkiliyor.”

Bırakınız yapsınlar anlayışı, yeni ekonomik argümanlar ve yan ürünleriyle birlikte kuramsal idealizm ve gerçeklerle çelişen, kriz, savaş ve ekonomik buhranla beslenen yeni “liberal kent” böylece ortaya çıkıyordu. İlk gerçekçi ve reçete olabilecek yaklaşımlar ütopik ve bilimsel sosyalistlerin getirdiği eleştiriler ve denemeler oldu; Owen, Fourier, Marx ve Engels’e göre kentler ve çevresi toplumdaki genel değişme eğilimine bağlı gelişmektedir.

Haussmannlaştırma: Postliberal kent modeli

Post liberal kentin gelişimi bazı özel mülkiyetle tanınan yasalarla oldu. Kentin dışında sağlıksız olan araziler dışında kamulaştırmaya izin verilmedi. Bu sayede kentlerde büyük toprak rantı elde eden kesimler ortaya çıktı. Taşınmazların değeri yükselirken sosyal hizmetler geri planda kaldı. Kentler belli kesimlerin çıkarları doğrultusunda sağlık ve güvenlik açısından yeniden düzenlendi. Baron Georges-Eugène Haussmann’ın postliberal kent modeline geçildi. Kent belirli amaçlar ve çıkarlara dönük etkinliklerin yapılmasına izin veren, en ileri modern teknolojiyle donatılmış çok sayıda bağımsız mekândan oluşan hücrelerin biraraya getirilmesi olarak tanımlandı. Ekonomiden başlayarak sistemin çelişkileri bütünüyle özümsendi ve özgürleştirildi. Haussmannlaştırma tarihsel kent merkezlerinin yıkılması ile sonuçlandı. Yozlaşmayı, sağlığa zararlılığı ve kentin eski bölümlerinin sefilliğini abartan taraflı bir retorik ortaya çıkıp bürokratik ve övgüler düzen dilin bir parçası oldu. 

Avusturya-Graz (sağda) ve Cekya-Znojmo (solda), Fotograflar: Hüseyin A. ŞİMŞEK

Sanat tarihçileri, eski üslûp örneklerinin ne olursa olsun bir kentin toplumsal kent bilincini karakterize ettiğini ileri sürerler. Aralarında Hugo, Balzac, Proudhon, Delvau, Sardou gibi yazarların bulunduğu bazı aydınlar, Haussmann’ın post-liberal kentinin teknik karmaşasını, simetrik ve düzenini bayağı can sıkıcı yenilik bulup eleştirdiler. Ünlü şair Baudelaire ise tartışmaya farklı bir bakışla cevap verdi, “Kötülük Çiçekleri” adlı şiiriyle: 

Artık eski Paris yok, bir kentin biçimi
Hızla değişiyor, yazık! Tıpkı bir ölümlünün kalbi gibi;
Paris değişiyor, ancak benim melankolimde hiçbir şey
Yerinden kımıldamadı! Yeni saraylar, yapı iskeleleri, bloklar.
Eski dış mahalleler, tümü benim için bir alegoriye dönüşüyor,
Ve benim sevgili anılarım kayalar kadar ağır

Tek bir ömürde istikrarsız ve geçici olan ortama ancak insanın anıları anlam verebilirdi. Her ne olursa olsun sonuç baştan sona, aydınlar açısından modern kente güvenin yitirilmesi oldu. Avrupalıların dünyayı geniş çaplı sömürgeleştirmeleri gerçek anlamda yenidünyayı keşfettikleri 16. Yüzyıl’da değil 19. Yüzyıl’da başlamıştı. 19. Yüzyıl’ın sonları ve 20. Yüzyıl’da bütün Avrupa dışında da post-liberal yerleşmeler görünür. Ancak tek farkla, Avrupa post-liberalizme, liberalizm evresinden geçerek gelmiştir. Örneğin; Hindistan’ın kıyı üsleri daha sonra gelişerek post-liberal kentlere dönüşmüştür. Yerel gelenekler konusunda duyulan tarihsel ve sanatsal merak kolayca ayaklar altına alındı. Yerli halkın yerleşmeleri ya yıkıldı (Saygon) ya da Avrupalıların kurduğu kentin yanında ikinci derece konuma getirildi (Atina, Cezayir, Tunus).

Haussmann’ın kent örneği, Asya’ya uymadı

Eklektik yasalarla liberalizme geçiş ve erken modernleştirme çabaları Asya’nın kent plânlamacılığını olumlu etkilemedi ve toprak spekülasyonu ortaya çıktı. Japonya bile bugün bu uygulamaların sonuçlarını yaşıyor. Bunun nedeni Avrupalıların devlet müdahalesi (kitlesel kontrol) ile bireysel girişimcilik arasında kurduğu dengeye karşılık, Asya’nın birey ile yöneticilik arasındaki ilişkilerin yüksek bir otoriteye bağlı olarak yürütülmesinden doğan geleneksel farklılığıydı. Kentler de buna göre geliştirilmişti ve yönetilmekteydi. Yine bu nedenle Haussmann’ın kent örneği, Asya’ya uymadı ve umarsızca çelişti.

Avrupa’dan ithal edilen teknik ve yasal mekanizmalar 19. Yüzyıl’da Avrupa’da çıkan krizin aynısının 20. Yüzyıl boyunca bütün dünyada yaşanmasına yolaçtı. Sonuç; Kalabalıklaşma, düzensizlik, halk sağlığı sorunları, gem vurulamayan spekülasyon ve kamu düzenlemelerinin yetersizliği. Bu karışıklıktan henüz yaşanabilir yeni bir ortam doğmamıştır. Yeni bir kentin yaratılması çabasında olanlar yaşanabilir olma ile sanayileşmenin birarada götürülmesinin derdinde… Bunun için ilkçağların Aristotelesçi düşüncesini örnek alıyorlar: Eski geleneklerle yüzyüze gelinmeli, kamu ile özel teşebbüsün çıkarlarını birarada ve dengede tutmalı, kenti insan varlığının mükemmelleşmesini sağlamak için bir araç olarak kullanmalı! 

Baudelaire ve geçmişe ya da geleceğe kaçmanın yolları

Baudelaire, modern kentin melankolisinden ya bireysel belleğin yardımı ile geçmişe ya da düşlerin daha da kırılgan mekanizmasının yardımı ile geleceğe kaçmanın yollarını arıyordu. 1861’de yazdığı “Paris Düşü” adlı şiirinde yabancılaşma o kadar büyüktü ki, alışılmış egzotik ve Delacroix’e öykünen betimler arasında geleceğin ufak bir parçasını yakalar gibiydi:

Uyku mucizelerle doludur!
Tuhaf bir kapris yüzünden,
Kural dışı bitkinin
Bu görünümlerini sürgüne yolladım,
Ve, dehamdan gurur duyan ressam
Tablomda tadını çıkaracağım
Maden, mermer ve suyun
Sarhoş eden tekdüzeliğini

Kentin varolan çelişkilerine dönük eleştiriler, post-liberal kentin bireysel çarpıklığını düzeltmeyi hedef alıyordu. Kentler yoğunlaşıp kalabalıklaşınca giderek kamu hizmetlerini yerine getirecek mekânlardan yoksunlaştı. 19. Yüzyıl’da kent planlamacılığı özel bir disiplin haline geldi ve “sanayi kenti”nin sorunlarının çözülmesini amaçlayan çözüm önerileri dile getirildi. Eleştiriyle başlayan yeni kentleşmeye işlevlerinin sınıflandırılmasıyla devam edildi. Kent, geçmişin kısıtlamalarından kurtarılarak insan ruhunu besleyen sanatla zenginleştirilmeliydi: Yaşama, çalışma, bedenin ve ruhun bakımı, iletişim nitelikleri post-liberal kentinkine tam karşıt olarak belirlendi.

Isvicre-Zürich (sağda) ve Slovakya-Bratislava (solda), Fotograflar: Hüseyin A. ŞİMŞEK

Başta da söylenildiği gibi, insanoğlunun yerleşme biçimlerini üretim tipi belirlemiştir: Kırsal kesime yayılan kentler (Tarım Kenti), Tek boyutlu (Sanayi Kenti), Radyal (Ticaret Kentleri). Kent işlevlerin özgürce yerine getirilebileceği şekilde parklar, yollarla geniş bir alana yayıldı. Fakat kentin en önemli unsuru ev oldu. Evin temel işlevsel öğesi “yapı” yerine, gerçekte “yaşanan alan” sayıldı. Kent artık surlarla korunan bir yerleşim alanı olmaktan çıkıp “yeşil kuşak” yaratarak genişlemesi engellenen bir bölge haline geldi.

Yeşil kuşağın içinde kalan alanda nüfusun azaltılıp, dışında yeni kasabaların kurulması projesi başlatıldı (Londra). Daha sonra aksamaya yolaçmamak için merkezi plânlama kurumları kuruldu ve arazilerin devlet tarafından satın alınması sağlandı. Özenli kent genişletme çalışmaları açısından İsveç Avrupa’ya örnek oldu. Yeniden yapılanırken kentin kimliğinin unsurları olan birikiminin ve düşgücünün somut izdüşümünü ortaya koyan eski kent merkezlerinin ve anıtsal yapıların korunmasında tam başarı sağlanamadı. Oysa bu yapılar halkın ortak malıdır.

En önemli birikimin olduğu İtalya bu açıdan da en başarılı yer oldu. Modern ülke için tarihsel değerleri koruyup canlı tutmak ve genel yarara sunarak günlük yaşamın parçası konumuna sokmak bir kentleşme politikası sorunu oldu. Kent değerlerinin yaratıcısı da yokedicisi de insan eliydi, ilginç olan tarafı kentler halkın ortak malıyla doludur. Halkın beğenisine bu kadar açık sanat dalı olan kent mimarisinin gördüğü işlev artık TV, kaset, disk gibi görsel iletişimin bireysel unsurlarıyla doldurulmaktadır. 

Ortaçağ’dan bu yana özellikle tarihsel geçmişi zengin kentlerde tekdüzen ızgara plân başarıyla uygulanabildi. 19. Yüzyıl ve 20. Yüzyıl’da ise sanayileşmenin yoğunluk kazanmasıyla yöntemler de değişti. Bir kentin korunması çıkarlar ile karar verme süreçleri arasında denge kurulmasını gerektiriyor. Kentleşme politikasını başarıyla uygulamak kent hazinelerini “kent halkı yararına” sunmak kent yöneticilerinin zekâsına kalıyor diyor Leonardo Benevolo (Avrupa Tarihinde Kentler)

Ve galiba biraz cesaretine de…

dostelidosteli1616161616161616@gmail.com

.

Vielleicht gefällt dir auch