AYŞE KAYGUSUZ-ŞİMŞEK

Herkes bir girdabın içinde

Ankara – Herkesin kendine ait bir duygusu, düşüncesi ve içinde bulunduğu şartları vardır elbet. Ama bu Korona günlerinde hepimiz birbirimize benzedik, ev hapsiyle. Ne diyor Sabahattin Ali: “Sonra çıkıyorsun dışarı, bakıyorsun güneş hala tepede. Bir cigara yakıyorsun ve yıllardır kurduğun cümleyi bilmem kaçıncı kez kuruyorsun…”

Bütün insanların can derdine düştüğü bu günlerde iktidarlar da bir çıkmazın içinde debellenip duruyor. Kendini dünyanın en büyük gücü gören ABD’de, bu cenderenin içinde en kötü durumda. 9 Nisan’da Türkiye de dâhil, birçok ülkeden sağlık malzemesi istediklerini açıkladılar. Dedem şöyle derdi: “Ne yiğitlik yiğitlikle, ne zenginlik zenginlikle, ne de güzellik güzellikle kalır. Kalmaz yavrum, kalmaz!” Ötesini, varın siz düşünün. Sadece zaman, zaman!

Milyonlarca insan gibi beni asıl düşündüren, gitgide çoğalan işsizlik! Korona bahanesiyle işten çıkarılmalar, kapanan kepenkler, olmayan üretim, olanın da bir bir sönümlenmesi! Ve tabii gençlerin durumu. Anne, babaları da olmasa zaruri ihtiyaçlarını nasıl giderecekler bilinmez. Neyse ki anne ya da babanın bir emekli maaşı var da iyi kötü bir tencere kaynıyor. Bu dönemde, emeklilerin durumları da bir belirsizlik içinde gerçi. Ya emeklisi olmayan aileler?

Hangi kesimin durumu belirsizlik içinde değil ki! Öğretmenler, öğrenciler… Okullar hâlâ tatil ve bu dönemin böylece tamamlanacağı söyleniyor. Öğretmenlerin birçoğu maaş alamıyormuş, onlara da ücretsiz izin vermişler. Ek derslere giren öğretmenlere ise kapı gösterilmiş durumda. Maaş almaya devam edenlere, okullar açıldığında aldıkları bu parayı geri ödeyeceklerine dair bir anlaşma imzalatmış bakanlık. Eğitim-Sen’in, Milli Eğitim Bakanlığı’na yönelik basın açıklamalarında daha geniş bilgileri öğrenebilir isteyen.

Evdeyiz!

Hem ‘vatsaptan’ hem de ‘mesincır’dan durmadan mesajlar, videolar gelmeye devam ediyor. Çoğunu siliyorum hiç açmadan. Çünkü hep aynı şeyler dönüp duruyor. İnsanlar bir girdabın içinde gibiler. Videolar bir kenara, asıl olan insanların dönüp durmaları, her gördüklerini yeni sanarak!

Ama öyle videolar var ki tam anlamıyla sanat eseri. Görünen sahnenin arkasındakini gösteren. Bin bir parçadan ve hiç aklımıza gelmeyecek belki de hiç önemsemediğimiz nesnelerden oluşan bir çalışma. Burada önemli olan, parçaları tam yerine koymak! İmkânsız gibi görüneni başarmak. Bu başarı iyi yönde ve insan yaşamı için önemli. Umut aşılıyor. Videoları gönderen arkadaşlarım, farkındalıklı insanlar.

Soldan sağa: Abdi İpekçi Parkı, Sıhhiye Meydanı/Hitit Heykeli (Foto: Ayşe Kaygusuz-Şimşek)

O videoyu burada paylaşamayacağım, ama videoyu paylaştığım Şerafettin arkadaşımın bana dönüş yazısını aktarmak istiyorum. Şöyle: “Melih Cevdet Anday, ‘sanat, aklı aşmaktır’ der. Bu söz benim için büyük anlam taşır…” Evde mapus olduğumuz, bilgisayarımızla, zihnimizle üretmeye devam ettiğimiz bu günler için, Twyla Tharp’ın bir sözünü anmak isterim ben de: “Sanat, evi terk etmeden kaçmanın tek yolu.”  Tabii bu Korona salgınının arkasından çıkacakları da bir zaman sonra hep birlikte göreceğiz.

Ölümler çoğalıyor!  

Sağlık Bakanlığı bölge bölge, il il, kasaba kasaba, hatta mahalle mahalle koronanın yaygınlaşmış halini çıkarmış Türkiye haritası üzerinde. Girmediği, uğramadığı sokak bile kalmamış. Bir de bunu renkli ışıklandırmayla yapmışlar, korkunç! En büyük risk her zaman ve her şeyde olduğu gibi başta İstanbul, Ankara, İzmir, Kocaeli diye devam eden büyükşehirlerde.

Tartışıladuran bir ‘maske’ konusudur gidiyor. Yok sadece bakanlık dağıtacak, yok eczaneler ücretsiz dağıtacak… Ama sonuç ortada, vatandaş bu maskelere çok zor ulaşabiliyor ya da ulaşamıyor. Ben, tanesi 4 tl’den eczaneden aldım.

Kayda değer gördüğüm bir konu da “Bilim Kurulu” üyelerinden Prof. Dr. Sayın Azap’ın açıklaması: “Plazma tedavisi için bağışçı olmanın hiçbir riski yok, ama yüzde yüz yanıt verir diye bir şey de yok. Yani, ‘hastayı yüz de yüz iyileştirecek’ diyemiyoruz. Henüz her yolu, her yöntemi deneme aşamasındayız.”

Yine de “bir umut” demek güzel. Hükümetin oluşturduğu bu “Bilim Kurulu”nun dışında, sonradan bir de “Toplum Bilim Kurulu” oluşturuldu. Açıkçası bu kurulu merak ediyorum. İçinde, Diyanet Başkanlığı da var. Zaten Diyanet Başkanlığı, “biz de Bilim Kurulu içinde olmalıyız” önerisi getirmişti. Yeri gelmişken şunu da not düşeyim: “Bilim Kurulu”nun içine, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) gibi seçkin birçok üniversiteden bilim insanını almadı iktidar. Nedenini siz düşünün…

Her akşam Korona salgınındaki gelişmeleri; test yapılanları, vaka sayısını, ölenleri ve iyileşenleri gösteren tabloları arşivliyorum.

Dışarıdayım!

“Kendimle konuşmaya başlıyorum. Birinci gün, duruyorum. İkinci gün, idare ediyorum. Üçüncü gün, şaşırıyorum. Dördüncü gün, yerim göğüm ateş oluyor. Beşinci gün, hiçbir şeyi görmüyor gözüm…” (Düşgörüş, s.12

Alıntı, bir öykümden. Gördüm ki çok yaşıyorum ben bu an’ları. Sığmıyorum eve, ocağa! “Hadi oğlum biraz dışarı çıkalım”, diyorum. Yalnız dışarı çıkmama izin yok. Kaldı ki her gün de dışarı çıkamıyoruz.

Soldan sağa: Mithatpaşa Caddesi ve Ziya Gökalp Caddesi (Foto: Ayşe Kaygusuz-Şimşek)

Kızılay’ın Atatürk Bulvarı’ndayım. Karşımda Güven Park. Caddelerde belediye otobüsleri ve ara ara arabalar gelip geçiyor. Kaldırımlarda tek tük insanlar dolaşıyor. Polis arabasından, “lütfen zorunlu olmadıkça dışarı çıkmayın, bu sizin sağlığınız için önemli”, anonsu yapılıyor. Kavşakta dört ayrı yöne doğru fotoğraflar çekiyorum. Kızılay’dan Sıhhiye Meydanı’na doğru yürüyorum. Mitinglerde binlerce insanı kucaklayan Sıhhiye Meydanı bomboş! Hitit Heykeli, meydanın ortasında muhteşem görüntüsüyle baş başa. 1 Mayıs 2020 Birlik ve Dayanışma Günü’nü düşünüyorum!..

Abdi İpekçi Parkı’na giriyorum. Sessizliğin içinde gamlı bir hüzün dolaşıyor. Güvercinler dolanıyor ayaklarıma… Kazıttığım kafamla, birkaç selfi yapıyorum. Fotoğraf kareleri değil mi ki an’ı kalıcı kılan. Yıllar sonra baktığımda, şimdi düşünemediğim neler neler çağrıştıracak bana… Sıhhiye Köprüsü’nün üstüne çıkıyorum merdivenlerden. Oğlum, beni bekliyor arabanın içinde. Ben, on yaş birden yaşlanmış gibi ağır ağır oturuyorum yerime…

Bilgisayarımdan ‘Facebook’a giriş yapıyorum. Açılır açılmaz önüme düşüyor Osman Nuri Aydın’ın “Korona Günlerinde Şiir Zinciri” paylaşımı. Osman Nuri Aydın’ın başlattığı ve şu an şiir dosyası haline getirdiği, dört yüzden fazla şairin birbirini bu zincire bir halka olarak davet etiği paylaşım, 650 sayfayı -A4- bulmuş ve kitaplaşmayı bekliyor. Bu zincirin bir halkası da benim “Sabah Aşk Ateş 6” başlıklı bir şiirim.

O şiirimden bir dörtlükle noktalayayım bugünü.        

Yaşam
Toprak ve tuz kokusu
Hüzünlü esintiler toplamı
Anladım perdesiz dünya
Anladım perdesiz tiyatro

Koronasız güzel günlere, sevgiyle!

…………………………………………………..
Korona Günleri 3 – 8 Nisan 2020
ayseesimsek@hotmail.com

Vielleicht gefällt dir auch