ERHAN ALTAN

Kütüphane kafenin yerini tutar mı?

Viyana – Hükümetin yumuşatılmış corona önlemleri sadece kütüphanelerin açılmasına izin verince, bana da kütüphane yolu gözüktü ve bulabildiğim en ferah olanına iltica ettim. Kütüphaneler genellikle işimi halledip çıktığım, öyle uzun uzadıya oturmadığım yerler olduğundan bu yeni mekanda oldukça iğreti durduğumu, zorlandığımı söylemeliyim. Belli ki bu ikame ancak geçici bir ikamet olacak. Habitat değiştiren kuşların teyakkuzuyla oturuyorum. Peki ama niye?

Kafelerin bir olay spektrumu vardır: garson veya baristaların hareket ve ayak sesleri, kasanın açılıp kapanma tıngırdamaları, espresso makinasının hamarat hırlaması, kahve değirmeninin yırtıcı cırtlaklığı; müşterilerin masalarına yerleşme hareketleri ve o sırada çıkan sandalye gıcırtıları, sipariş ve teşekkür sesleri; gazete okurken sayfa çevirme hışırtıları; açılıp kapanan kapı, açılıp kapanan kapıyla gelen ürpertici soğuk; camdan el sallama enstantaneleri, sizi bölmek pahasına sohbet etmeye çalışanlar ve onların empati yoksunu şirin bakışları vs. Hangisinin ne sırayla, ne sıklıkla devreye gireceği önceden kestirilemeyecen bu ve benzeri öğeler, her gün değişen ama hep aşina kalınan bir orkestrasyonu oluşturur. Bu öğelerin teker teker tınılarından ve birlikte oluşturdukları akorlardan oluşan bir rastlantı dağılımını kendinize çalışma arka planınız yapar, geçici yurt edinirsiniz.

Kütüphanenin de bir olay spektrumu var: Kütüphanecilerin hareketleri, kütüphaneye geri getirilen kitapların kağıt torbadan çıkarılırkenki hışırtıları ve masaya bırakılma tıkırtıları, kısık sesle yapılan konuşmalar, canı sıkıldıkça merdiven aşağı-merdiven yukarı çıkıp inen kütüphane stajyerlerinin basamakların ahşabından çıkan ayak sesleri; masalarına yerleşen veya masasından ayrılan ziyaretçilerin sandalye gıcırtıları, klavye sesleri, zırt pırt sigara molasına çıkan öğrencilerin ayaklarından ve paltolarından çıkan hışırtılar, kahve otomatı gürültüsü, ani gelen aramalara kısık sesle yanıt verenlerin merak uyandırıcılığı vs. Bu orkestrasyonun rastlantı dağılımı ise arka plana itilemiyor ve sürekli beni meşgul ediyor.

Foto: Seda Tunç

Aslında birbirine çok benzeyen sesler ama olmuyor, kafedeki gibi rahat edemiyorum. Bunun niye böyle olduğuyla ilgili aklıma gelen ilk yanıt alışkanlık, yani alışık olmadığım bir rastlantı dağılımının, burada yeni olduğum için olsa gerek, sürekli dikkatimi çektiği ve dağıttığı. Oysa bu da diğeri gibi bir rastlantı dağılımı nihayetinde, üstelik de oldukça benzer. Ama yine de kafedeki seslerin yapısı ruhuma damgasını vurmuş ve bende belli bir beklenti dağılımını belirlemiş belli ki. Evet, sanırım iş bu beklentide kopuyor.

Daha önce de yazdım, çalışırken belli düzeyde uyarana, çevre gürültüsüne gereksiniyorum ve kütüphane bu gereksinimimle iki türlü çelişiyor: ses çıkmadığında uyaran eksik kaldığı; çıktığında ise bu bir kendini inkar haliyle geldiği için. Yokmuş numarası yapan kısık sesle yapılan konuşmalar veya kurallara özenlilik pandomimleri merak uyandırıyor, dikkat çekiyorlar. Oysa kafelerde tüm sesler, gömüldükleri yekpare bir ses halısının bir parçası olurlar ve zamanla orayı size eviniz yaparlar. O kadar ki, olmasalardı hoparlörden vermek gerekirdi. Kütüphanedeki sesler buna karşın çıplak bir odada aniden yere düşen bir eşya gibi çınlıyorlar.

Kafe özellikle gürültülü ve özellikle gürültüsüz olmayan bir yer, daha açık ifadeyle ne gürültülü ne gürültüsüz bir yer. Ne müzikli kafe, bar veya diskotekler gibi kendinizi unutmak ya da sadece bir kısmınıza indirgenmek için gittiğiniz bir yer ne de sınav salonu gibi sesin yalnızca gürültü olarak kodlandığı, görece steril bir yer. İlki ruhunuzu tıngırdatan hazların uyuşturan mekanıdır; ikincisi bilgiye ve düşünmeye yoğunlaşmanın, sese karşı en hassas olanların asgarisine indirgenmenin, sabitlenmiş mekanı.

O zaman kafe ne demek? Kafe olağan insani hareketlerin çıkardığı sesler konusunda uzlaşılmış, bu arka plan ses dağılımının bir sıcaklık olarak algılandığı yer. Diskoteğin sesleri kafede, kafenin sesleri ise kütüphanede gürültü geliyor. Dahası birinin ses düzeyi diğerinde imha edici oluyor. Birisi için düzen, diğeri için düzensizlik demek; birisinde yuva duygusu veren ses düzeyi diğerinde tehdit edici olarak alımlanıyor. Uyaranları, yoğunlaşmayla hazlara gömülme arasında bir hatta gidip gelen kafeler, yüzümüzü kolayca her ikisine de dönebilmemize imkan veren yerler.

https://erhan-altan.blogspot.com/

Vielleicht gefällt dir auch