Maske

Bir bez parçası önceliklerimizi, değer yargılarımızı ve hayatımızın tamamını tepe taklak etti. Bu “lanetli” diye adlandırdığımız seneyi özetlemem gerekirse aklıma sadece tek bir kelime geliyor: Maske.

Viyana – Kim derdi hayatımızın bir anda, bu kadar değişebileceğini. Bir bez parçası önceliklerimizi, değer yargılarımızı ve hayatımızın tamamını tepe taklak etti. Bu seneyi özetlemem gerekirse aklıma sadece tek bir kelime geliyor: Maske.

Hatırlıyorum, bundan dört sene evvel Taivan’a gittiğimde istisnasız herkes maske takıyordu, hatta havalimanında bile herkesin yüzü kapalı idi. Biz Avrupalılar bu durumu çok ayıplamıştık tabii, çünkü bize göre nerede olursan ol, ne sebeple kapanırsan kapan, yüzünü kapatmak ayıptı ve biz bu durumu samimiyetsizlik olarak değerlendiriyorduk.

Ne tuhaf, halbuki üzerimizdeki bu bez parçası, yani kıyafetlerimiz, biz adem oğlunun/kızının ilk evi, ilk yuvası. Buna rağmen ne yazık ki kafamızın herhangi bir yerinde bu bez parçasını taşımamız, karşımızdaki insanı algılayış biçimimizi değiştiriyor ve yargı mekanizmamız hemen harekete geçiyor.

Misal: Biz turistler havalimanında maske takan Taivanlıların gereksiz bir önlemde bulunduğunu düşünmüştük o zamanlar. Neden mi? Çünkü zaten kapalı alandaydık, yani Vespa egzozuna maruz kaldığımız bir ortamda değildik -nitekim Taipei’de insanlardan fazla Vespa olduğu için şehirde çok fazla Smog var- ayrıca zaten klima da çalışıyordu ve havalimanı çok steril bir ortamdı. Bu sebeplerden ötürü bizimle iletişime geçen Taivanlı havalimanı çalışanlarının karşımızda makse takmalarını saygısızca buluyor ve önlem alınması gerekmeyen bir ortamda bulunduğumuzu düşünüyorduk.

Bu düşünceler o zamanlara ait tabii… Aradan üç yıl geçti ve bu “lanetli” diye adlandırdığımız yıl, her şeyi değiştirdi. Bu satırları yazarken bile doğru ya da yanlış diye algıladığımız değerlerimizin ne kadar değişken olduğunu fark ediyorum. Sizce de öyle değil mi?

Artık karşımızda maske takmayan bir mağaza veya restoran çalışanı saygısız ve klimanın çalıştığı kapalı alanlar yeterince steril değil. Ayrıca havalimanlarından herkes mümkün olduğunca uzak durmaya çalışıyor, çünkü uçakla seyahat çok riskli ve tehlikeli olarak algılanıyor. Üstelik bu durum tüm insanlık için geçerli artık.

Yani insanlığı ortak bir paydada birleştirebilen, kenetlenmemize ve birbirimize dikkat etmemize sebep olan unsur ne para, ne savaş, ne barış, ne dinler, ne diller, ne de ortak kültürel değerler oldu. Hatta uzun yıllar bu saydıklarım bizlerin ayrışmasına ve birbirimizi ötekileştirmemize sebep oldu. Neden mi? Eh çünkü, “sen benden farklısın!” düşüncesiyle algılıyoruz karşımızdakini. Örnek vermem gerekirse, insanlık artık kendini ve karşısındakini tanımlamak için şu tarz cümleler kullanıyor: “Sen maaşını Dolar ile alıyorsun, ben Türk Lirası ile”, “sen aksın ben kara”, “sen ateistsin ben budist”, “senin anadilin Türkçe benimki Çince”, “ben doğruyum sen yanlış”…

İşin en ilginci, bizim yarattığımız bu anlamı, çok kuvvetli ve bizdeki yerleri çok heybetli olan bu kavramların hiçbirinin başaramadığını “O” başardı. “O” diye bahsettiğim kim mi? Hani su sabun ve su ile kolayca yenebileceğimiz, bu aralar hepimizin ellerinin mis gibi kolonya kokmasına sebep olan, mikroskopik büyüklükteki, ufacık virüs varya, o meymenetsiz işte! Ne tuhaf değil mi kenetlenmemiz ve bir konuda birlik olabilmemiz için önce hepimizin hastalanması gerekiyormuş meğer. Sağlıklı bedenlerle bunu başarmamız mümkün değilmiş.

Peki bu durum biz insanlar ile ilgili başka ne diyor ya da ne anlatıyor?

İletişime geçebilmemiz, karşımızdakini görmemiz, dinlememiz ve birbirimizin sağlığını merak etmemiz için, önce burun ve ağzımızı kapatmamızın gerektiğini mi? Yoksa insanları dış görünüşüyle yargılamadan evvel, karşımızdakini dinleyip, anlamaya çalışmamız gerektiğini mi?

Ne kadar enteresan ve düşündürücü bir durum, nitekim biz iletişim ve sevginin en samimi şeklinin gönülden gönüle olduğunu çok önceden fark etmiş olan ozanların, şairlerin ve aşıkların torunları değil miyiz! Ne ara karşımızdakinin gönlüne değil de burnuna ve ağzına bakar olduk? Sahi biz ne zaman bu kadar yüzeyselleştik? Kendimize yabancı olmaya başladığımızdan beri mi yoksa?

Velhasıl, belki de bu “lanetli” diye adlandırdığımız seneden bir ders çıkarmalı ve Şems-i Tebrizi’ye kulak vermeli; yani, hayatımızın altının üstünden daha iyi olmabilme ihtimaline inanmalıyız. Ne de olsa kulaklarımızı ve gönüllerimizi maske ile örtmüyoruz değil mi!..

Vielleicht gefällt dir auch