DUYGU FIRAT-TELLİOĞLU

Merhaba

Viyana – Eğer Öneri gazetesine tekrar yazacaksam, ilk yazı Öneri ile tanışma hikâyem olmalı diye düşündüm. Bu tanışma hikâyesi aynı zamanda benim yazmaya başlama hikâyem çünkü. Bundan tam 16 yıl önce bir şeyler karaladığımı duyan Öneri’den arkadaşlar, bana “yaz” dediler. Birilerinin bir konuda size sizden daha fazla güvenmesi mucizeler yaratabiliyor, bunu daha sonra da deneyimleme fırsatı buldum.

Yazmaya karar verdikten sonra, bütün süslü kelimelerimi maharetini göstersin diye özenle seçtim. Her bir cümlemi göğsüme yatırdım, tek tek büyüttüm yazının içinde. İş yazıyı yollamaya geldiğinde elim titredi. Daha önce farklı yerlerde paylaşmıştım yazılarımı ama hiçbiri böyle bir platform değildi.

O zamanlar Öneri, dergi olarak basılıyor ve Avusturya’nın birçok yerine dağıtılıyordu. Yazımın yayımlandığını çalıştığım düğün salonunda öğrendim. Salonu hazırlamak için diğer garson arkadaşların bulunduğu yere girdiğimde ‘vay bizim yazar da geldi’ dediler. Yaşadığım duyguyu sanırım tam olarak tarif edemeyeceğim. Röntgen filmim çekilmiş de bütün kemiklerimi görebilmişler gibi hissettim. İçimde deli bir koşma isteği ama ayaklarım yere çakılmış ve hiç olmadıkları kadar ağırlaşmışlar gibi, dilim susuzluktan damağıma yapışıp sanki hiç dönemeyecekmiş gibi hissettim. Sanırım buna en yakın duygunun adı ‘utanç’.

Okuduğum yazarları hiç böyle hayal etmemiştim ama sanki hepsi evinde robdöşambrlarını giymiş bir elinde kitap diğer elinde kahvesi ‘çıktı mı yazı, güzel’ diyorlardı. Ben ise öğrenci olarak yeni geldiğim ülkenin bir yandan dilini çözmeye çalışırken diğer bir yandan olmayan çalışma izninin azizliğini yaşıyordum.

Benim utandığımı anlayan iş arkadaşlarım konuyu uzatmadılar, ben de düğüne gelmiş hiç tanımadığım altı ya da yedi yüz kişinin arasına usulca sokuldum. Müzisyen halaydan bir önceki şarkısını söylüyordu. Repertuvarlarını ezberleyecek kadar hatırı sayılır bir zamandır çalışıyordum. Kahve siparişlerini almak için harika bir zamandı. Garsonluk zor meslek ama inanın bana hiçbiri düğün salonunda garson olmak kadar zor değil. Masada sakince oturup kahve siparişi veren adamı, siz kahveyi alıp gelene kadar başka bir boyutta yakalayabilirsiniz. Kahve usulca hazırlanırken adam sigara içmek için dışarı çıkabilir mesela ya da uzundur görmediği akrabalarının en köşe masasına oturmaya karar vermiş olabilir, hele halay başı olmak istediyse elinizdeki kahveyi başkasına satabilme yeteneğine sahip olmalısınız.

En kolay satış yapılabilecek yer düğün salonunun barıydı. Düğünde görünmek zorunda olanlar ya da takı sırasını bekleyenlerin geldiği yer. Bu bölümde oturan, kafasını önündeki gazeteye gömmüş adamı gördüğümde, hemen ne içmek istediğini sormak için yanına yaklaştım. Yaklaştıkça adamın benim yazımı okuduğunu gördüm. Bu sefer utanç yerine merak ve gurur hissettim. İşte yazarın okuyucusuyla buluşması, dedim içimden.

Ne içmek istersiniz, diye sordum. Adam, bir kahve lütfen, dedi kafasını hiç kaldırmadan. Birkaç saniye bekledim. Hem kafasını kaldırıp beni tanımasını istiyordum hem de çok hızlı çarpan kalbime söz geçirmeye çalışıyordum. Benim gitmediğimi gören okuyucu kafasını kaldırdı. Benim yüzümde kocaman bir gülüşle tanımadın mı beni ifadesi, o ise siparişini tekrar etti.

Bütün duyguları hâlâ bu kadar canlı hissedebildiğim ender günlerimden biridir. Daha sonra Öneri sayesinde bir sürü güzel insan tanıma fırsatına eriştim, buradan tanıdığım güven duygusuyla başka yerlerde yazma fırsatı buldum. Yeniden ‘Öneri’ ismine dönüldüğünde, gazetenin bütün diğer eski yazanlarına olduğu gibi bana da yazmam için davet geldiğinde yüzümde kocaman bir gülümsemeyle ‘tabi yazmak isterim’ derken bu yazı kafamda şekillenmeye başlamıştı bile.

Şimdi 35 yaşında bir kadın olarak, 19 yaşındaki halime ve yeniden Öneri’ye ‘Merhaba!’ demek istedim.

………………………………………….
Psikoterapist
Duygutellioglu.at
Firatduygu@hotmail.com

Vielleicht gefällt dir auch