Neden olmuyor? Nasıl olur?

Kapitale karşı bir alternatif, komünal kolektiflerde yaşamaktır…

Viyana – Yaklaşık dört ay sonra, 6 Temmuz 2020 günü işyerine gittim, çalıştım. Evde çalışmanın kendine has kolaylıkları ve zorluklarını, kafamda tasavvur ettiğime yakın bir şekilde tecrübe ettim. Çok kabaca ifade etmek gerekirse, aynı masada saatlerce oturmanın o dillere destan mecburiyetindense evde daha esnek bir çalışma ortamı mümkün. Diğer taraftan, evde olduğunuz için sizi daha rahat arayan dostlarınıza çalıştığınızı söylemek (hatta bazen onları buna ikna etmek gibi bir beceriye de sahip olmalısınız ciddi ciddi) veya Amazon’dan gelen kargoyu ‘çalışırken’ teslim alabilmek gibi hünerlerinizi sergilemek gerekiyor.

İşverenler de bu artı ve eksileri kendi perspektiflerinde iyi analiz etmiş olsalar gerek, yüzde 50 kadarında, geleceği çalışanı ofislerde görmek üzerine inşa etmek yolunda ilerliyorlar. Bunun yanısıra, ofisleri modern, mobil, aynı yer ve masaya bağımlı olmayan insanlardan oluşan bir ortama dönüştürüyorlar. Örneğin, bir kafeterya özeni ile oluşturulmuş köşelerde ya da odacıklarda, hatta avluda dizüstü bilgisayar ile inzivaya çekilip işe yoğunlaşmak mümkün hale geliyor. Bu konuda kapitalin hem geribildirimleri dikkate alma hem de bunlara istinaden dönüştürme anlamında ne kadar etkin olduğunun altını çizmekte yarar var.

İşte ofise gidince, yukarıdaki girizgah makamında bahsettiğim şeyler doğrultusunda, ben ve bizler evlerimizden günlük işleri yerine getirme ağırlıklı olarak çalışırken, kapitalin nasıl kriz döneminde dahi harıl harıl çalıştığını yakınen görme fırsatına nail oldum. İç-girişimcilik, işyeri-girişimciliği diye çevirebileceğim (intrapreneurship – entrepreneurship’den türeme) bir tema çerçevesinde, yenilik odaklı, dijital ve şirket sosyal sorumluluğu üzerine, özellikle genç beyinleri nasıl motive ettiğini gözlemledim kapitalin. Genç insanlar fikirleri ile önerilerde bulunuyorlar ve ilk sıraları alan önerilen, o insanların da içinde bulunduğu çalışma komisyonları tarafından yerine getiriliyor. Çalışanı motive etme ve sisteme, işyerine bağlama anlamında başarılı olması beklenen ve önerilen bu konseptin aynı zamanda maliyet açısından da avantajları gözden kaçırılmamalı.

Düşünelim; benzeri yenilenme, yenilik projeleri bir danışmanlık firmasına yaptırılsa milyonlarca avro masraf oluşacakken, hem çok daha düşük bir tutarda bu kaliteye ulaşılıyor, hem personal motive ediliyor, hem de aidiyet duygusu pekiştiriliyor. Kapitalizmin dahi bu gönüllere seslenme yanı var ama pek tabii kariyer beklentisini optimize edilerek yapılıyor. Kapitali küçümsememek ve metodolojisini iyi değerlendirmek gerektiğine dair birçok örnek olaydan birisi daha, kısaca belirtmek gerekirse!

Diğer yandan, avroya endeksli, blockchain üzerinden kripto para testi başlatılıyor. Banka (debit) veya kredi kartı ile dijital para kullanımına geçişin testi. Çoğumuzun Bitcoin dolayısı ile duyduğu blockchain teknolojisi merkezi kontrolü bulunmayan, çoklu kontrole sahip bir teknoloji. Finans alanında çok önemli görülen bir diğer yanı da dijitalleşmiş para. Unutmayayım: dijital olan demek verileşmiş olan demektir. Verileşmiş olan ise ölçülebilir demek. Çağımızda her şeyin verileştirilmeye çalışılması da bu biyometrik, biyopolitik unsurların hakimiyetini perçinlemesi için yapılıyor.

Tek bir sorun var oysa: benim dünya görüşüm ve iç bakışım, değerlendirmelerim farklı. Kolektif mülkiyet isteyen, ortakça paylaşılan bir dünya istiyorum. Ne yapayım; bir türlü vazgeçemedim bu sevdadan! Bundandır ki, bir yandan “Sezar’ın hakkı Sezar’a” misali kapitalin bu ifa ettiklerini anlayıp kısmen de takdir ederken diğer yandan da tüm bunlara oldukça eleştirel bakma ve bu paradoks ile yaşamanın verdiği çelişkiye rağmen denge bulma çabası içinde geçen yıllar sanırım hayatımın bir bölümünü betimler.

Ancak şundan bir kere daha emin oldum; kapital un-ufak etmiş ve tüm niş alanlara girerek oraları sonuna kadar ele geçirmiş ve geçirmekte. Bu ‘olumsuz‘ tabloyu anlamadıkça, anlamanın ötesinde sahada bozamadıkça etkisiz kalınacaktır daima. Kırılmalarda tekrar kapitalin, bir de çareyi kendi bulmuş gibi başka kılıkta ortaya çıkmasının sebebi de bu diye düşünüyorum. Alternatif, sistemin üzerinde, mülkiyetin üzerinde hak iddia edecek bir donanım olmadığı için, benim bu yazdığım da dahil ’sadece konuşmak ve ses çıkarmak‘ ile sınırlı kalıyor muhalefet.

Bana da bu yüzden ‘karamsar, detaycı‘ diyorlar. Ben ise sadece ‚gerçekçi‘ olmaya çalışıyorum.

Geleceği kurmak isteyenlerin bazı alternatifleri hâlâ var tabi. Örneğin, kapitalin bilinen deyişi ile, kanser hücrelerinin silah teknolojisi ile saldırı dışında mevcut gelişmişlik halinde giremediği yerlerde hâlâ güzel, anlamlı direnişler olabiliyor. (Örnek: Rojava, Chiapas vs.) Ancak dünya genelinde bu hücrelerin, bu alanlar da dahil girmeyeceği yer kalmaz. Eşitsiz gelişmeye rağmen kalmaz çünkü her köşe pazardır, potansiyel alıcı (ve hatta ana damarı besleyecek üretimde bulunacak olan) unsurdur.

Bir alternatif, kimilerinin yaptığı gibi komünal kolektiflerde yaşamaktır. Ben şahsen buna saygı duyuyorum. Çok eleştireni olsa da böyle.

Diğer alternatifi ise sistem ile haşır neşir olarak, sistem içinde sistemötesini kuracak biçimde mücadele etme. Bunun için de iki ana unsur var gibi: öncelikle toplumsal, ekonomik vb yapıları iyi analiz etmek ve alternatif sistemler kurmak (hemen aklınıza ne geliyorsa; alternatif finans metodları ve kurumları, alternatif eğitim, alternatif meclisler, kolektif/kooperatif yapılar vs) ve bunları yapacak insanlar yetiştirmek. Evet çok zor ama başka çare de yok. Herkes kanser diyor kapitalizme ama vücudu kanserli hücreden temizlemek nasıl zorsa ona göre de davranmak gerekiyor.

‘Şartlar çok değişti‘ deniyor ama yeni şartlar için çaba gösterilmiyor. ‘Eğitim şart‘ deniyor ama eğitim için sistemin kurumlarına koşuluyor. ‘Sen bankacıysan bana kredi ayarlasana‘ deniyor örneğin ama aynı şahıs başka bir ortamda bankaya küfrediyor örneğin. İnsan faktörü işte bu anlamda önemli. Sanki eleştirmek için programlı ama eleştirdiğini aynen ama daha mikro düzeyde yapan bir ordu yetişti. O ordu dahi yaşlandı aslında. O orduyu aratacak günler görmek kaçınılmaz olacak, alternatifler düşünmedikçe ve hayata geçirmedikçe.

Velhasıl, ‘Neden olmuyor?‘ derken olması için başlanacak yerin ayna olduğunu söyleyebiliriz. Ancak, tek ayna ya da dikiz aynası değil; ta ki o aynalara bakışın sonunda insan suratlarının birbirlerine ayna olabileceği bir mega-ayna oluşursa ve bu mega-aynayı bizler oluşturursak, işte o an belki doğru ve üzerine kurulabilecek bir toplum fırsatı sunan bir kırılma anı olur.

Karamsar(?) ama açık yazdım sanırım. N’edeyim; bugün işyerine gittim ve çalıştım sonuçta; doğrudan gözlem de böyle bir şey.

cengizhan.kaptan@protonmail.com

Vielleicht gefällt dir auch