Nur Sürer | Oyunculukla ben, birbirimizi seviyoruz!

“Zuhal” ve “Sen Ben Lenin” adında iki film var, salgından hemen önce bitti çekimleri. Umarım bu yıl festivallere gönderilir. Bu dönem yeni bir film çekimiyle devam ediyorum ve hep de devam edeceğim.

Ankara – Sanatçı Nur Sürer, 1954’te Bursa’da dünyaya geldi. Eğitimini Bursa Anadolu Kız Lisesi’inde tamamladı. Sinemaya, 1979’da Erden Kıral’ın “Bereketli Topraklar Üzerinde” adlı filmiyle adım attı. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde iki kez “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü aldı. Bugüne değin elliye yakın film ve televizyon dizilerinde oynadı. İlk uluslararası çalışması, 1984 yılındaki “Ayna” adlı film oldu. Bu filmi, 1991 yılında “En İyi Yabancı Film” dalında Oskar Ödülü kazanan “Umuda Yolculuk” (1990), Dunkle Schatten der Abgst (1993) ve “Yara” (1998) filmi izledi.

Bize biraz çocukluğunuzu anlatır mısınız? Nasıl bir çocukluk yaşadınız?

Nur Sürer: Yoksul bir ailenin dört çocuğundan biriyim. Anne ve babam, ben 7 yaşındayken ayrıldılar. Kardeşlerim daha küçüktü. Üvey babayla büyüdük, yani öyle pek iç açıcı hayat değildi bizimkisi. Şimdi herkes bi yerde ama kardeşler arası sevgi ve bağlılığımız şahanedir.

Neden Sinema? Sinema sanatçısı olmasaydınız ne iş yapmak isterdiniz?

Ne iş yapmak isterdim hiç düşünmedim. Oyunculuk benim için sürekli giyip çıkardığım bir elbise, birbirimizi seviyoruz. Hep iyi ki böyle bir meslek varmış diyorum. Özgürlüğünüzü elinizden alan yok, kimseye bağlı değilsiniz. Beğenmediğiniz işi reddetme şansınız var, daha ne isteyelim. Sonra her şeyi anlatıyorsunuz, zenginliği, yoksulluğu, zalimliği…

Hem sinema, hem televizyon filmleri içinde bulunan bir sanatçı olarak, sinema ve televizyonu olumlu, olumsuz yönleriyle karşılaştırabilir misiniz? Sizi yoran ya da size daha çok katkı sağlayan hangisi?

Televizyon yaşamımıza girdikten sonra özellikle yerli yapımların fazlalaşması bizler için iş imkânı açısından çok iyi oldu. Benim sinema filmi, dizi film gibi bir ayrımım hiç olmadı. Nihayetinde oyunculuk yapıyorum. Çünkü sinema filmlerinde kafamın bastığı işler yaptığım için, ki bunların hemen hepsi bağımsız filmler dediğimiz kategori. Ama ben dizi filmde de seçme hakkımı kullanıyorum. Yönetmen, senaryo, birlikte çalışacağım ekip önemli, çünkü sonuçta dizi filmin seyirci sayısının çok olduğunu düşünürsek sıradan işlerin içinde olmak istemem.

Bunca yıldır kamera karşısındasınız. Sizi derinden etkileyen, üzen bir sahne oldu mu? Çekimlerde zorlandığınız, aşırı duygulandığınız?

Yok, olmadı. Benim etkilendiğim, beni yaralayan duygular ülkenin farklı yerlerinde çalışırken karşılaştığım yoksulluk. İnsanların sefilliği üzmüştür.

Birçok kesimde kadına yönelik ön yargı, baskıcı bir tutum ve şiddetin olduğunu biliyorsunuz. Sinema, televizyon dizileri, yani kamera arkasında kadının durumu nedir?

Son zamanlarda kimi yazarlar üzerinden başlayan (me too) hareketini çok cesurca buldum. Belki geç kalınmıştı ama olsun, henüz sinemayla ilgili kimse konuşmadı. Ben kırk bir yıldır meslekte hiç şahit olmadım. Benim oyunculukta tercihlerim vardı ve kadına saygısızlık yapanlarla hiçbir zaman birarada olmadım. Mesleki açıdan bakarsak erkek oyuncudan daha fazla para alan da vardır; üzerine kadın hikâyesi anlatılan filmler de vardır ve meslekte uzun yıllardır kadınlar her alanda çalışıyor, kameramanlık dahil.

Politik bir duruşunuz var, bu duruşunuza yapımcılar ve yönetmenler nasıl bakıyor? Birlikte çalıştığınız kişilerle aranızda sorun oluyor mu bu yüzden?

Politik duruşum asla ödün vermeyeceğim bir şey. Kendimi bildim bileli böyleyim, olumsuz bir yanını görmedim. Hatta beni böyle severler, sorun oldu mu bilmem. Bana yansıyan bir şey olmadı.

Sizi sinema ve tiyatro sanatçısı olarak biliyordum ama araştırmalarımda tiyatroya rastlamadım. Tiyatro oyunlarınız var mı? Tiyatro için ne düşünüyorsunuz?

12 Eylül’ün hemen sonrası arkadaşım Hadi Çaman’ın biraz zorlamasıyla bir çocuk oyununda oynamıştım, çok iyi bir kadroydu. Ama ben onlara bir film çıkarsa çeker giderim demiştim, bir yıl sürdü. Tiyatroyu seyirci olarak severim ama pek düşünmedim. 

Sanat ve edebiyata bir bütün olarak bakarsak, siz de bir gün anılarınızı yazmayı ya da yazdığınız bir senaryoyu oynamayı düşünüyor musunuz?

Hayır, hele anılar asla. Ben sadece oynamayı düşünüyorum sağlığım elverdikçe.

Yeni film çekimleri vardır elbet…

Olmaz mı, var tabii. “Zuhal” ve “Sen Ben Lenin” adında iki film var, salgından hemen önce bitti çekimleri. Umarım bu yıl festivallere gönderilir. Bu dönem yeni bir film çekimiyle devam ediyorum ve hep de devam edeceğim.

Son olarak; Covit-19, toplum ve iktidar için ne söylersiniz?

Biri deseydi yüz yıl sonra insanlık tekrar bir salgınla karşı karşıya gelecek, inanmazdık. Salgının başında sıcak ülkelerde görülmeyecek falan gibi safsatalar konuşuldu. Şu an bütün dünya bu felaketten nasıl kurtulacağının yolunu arıyor. Kimi büyük ülkelerdeki aşı çalışmasını takip ediyoruz, acaba işe yarayacak mı diye. Batılı ülkelerde ekonomik olarak halkına karşı sorumlu olan iktidarlar hem halkı eve kapattı, hem de eve kapatırken sorumluluklarını yerine getirdiler.

Benim oğlum 7 yıldır Londra’da yaşıyor. Tam iş değiştireceği sırada salgından ötürü birkaç ay çalışamadı, ama devletten yaşam için gereken ne varsa aldı, keza Almanya’da oyuncu arkadaşlarım var, hepsi hükümetten yardım aldı. Bizim iktidar dışarıya yardım etmekten kendi halkına beş maske veremedi. Küçük işletmeciler, müzisyenler, tiyatrolar, sinema salonları kapalı nerdeyse iki yıldır. Günlük çalışma ortamında olan milyonlarca insan var. Bu ülkede kimse evine ekmek götüremez hale geldi. İnsanlara verdikleri 1168 tl. miydi neydi, tam olarak hatırlamıyorum şimdi, iktidardakiler o parayla önce kendileri geçinsin, bakalım yaşayabiliyorlar mı?

Sonra verilen ölüm sayıları yalan dolan. 300’e yakın sağlık çalışanımızı kaybettik, bu çok üzücü. Türk Tabipler Birliği (TTB) nerdeyse hain ilan ediliyor. Türkiye hiç bu kadar kötü zamanlardan geçmemişti.

ayseesimsek@hotmail.com

Vielleicht gefällt dir auch