“Öğretmenim, benim babam böyle namaz kılmıyor!”

İktidardaki hükümet değişmiş, ilkokullara da (İslam) din dersi eğitimi mecburiyeti getirilmişti o yıl.

Viyana – Senesini tam hatırlamıyorum, sanırım 1967-68 öğretim yıllarıydı, 4. sınıftaydım. Sınıf öğretmenim Necati Tümkaya; hafif sarışın, saçları önden az seyrek, uzun boylu, atletik bir vücuda sahip olsa da sık sık hastalanırdı. Barbaros İlkokulu’nda en çok sevilen öğretmenlerdendi. Şansıma, o benim öğretmenimdi ve ben ne öğrendiysem onun sayesinde, 3. 4. ve 5. sınıfta öğrendim. Diyebilirim ki o öğretiler ile orta okulu da bu sayede orta halli bir öğrenci olarak bitirdim. 

Anlatacağım konu bu değil elbette. Sanırım, iktidardaki hükümet değişmiş, ilkokullara da din dersi eğitimi mecburiyeti getirilmişti. Necati öğretmen asık suratla hızlıca sınıfa dalarken bizler de o hızda ayağa kalkıp saygıda bulunduk. Hiç beklemeden sınıftaki çocukların isimlerini sayarak tahtaya çıkartıyordu. “Meryem, Davut, Yakup, Musa, Eda, İda, Yusuf, Sema, Selma, Muazzez, İlyas…” İsim saymalar hiç durmaksızın devam etti, ta ki sınıfın yarısı boşalana kadar. Necati öğretmen rahat bir nefes alarak, “Çocuklar sizler evlerinize gidebilirsiniz”, dedi. 

Benim ismim sayılmamıştı. Üzülmedim değil, neden onlar gidebiliyor da geri kalanlar gidemiyor, gibi sorular kafamı kurcalamaya başlamıştı bile. Merakla ne olacağını beklerken, öğretmen sınıfa dönüp, “Kim namaz kılmasını biliyor?” diye sordu. 

Yan masa grubundan şımarık, gıcık olduğum, sevmediğim bir kız elini kaldırarak, öğretmenin onu tahtaya çağırmasını bekledi bir süre.

– Gel kızım, şimdi arkadaşlarına kaç namaz vakti var, rekatı, sünneti güzelce açıkla ve namazı kıl, dedi. 

İlk iki yıl, köy okulunda okumuştum. Yukarıdaki resimler, o köy okulunun eski ve yeni halini gösteriyor. Burada anlattığım hikayenin geçtiği İskenderun’daki okul ise maalesef yıkıldı.

Kızın, namazın beş vakit olduğunu ve rekatları açıklamaya başlamasıyla birlikte ben sevinçle elimi kaldırarak konuşmak için söz istedim. Kafamda aniden müthiş bir fikir parıldamıştı! 

– Öğretmenim, benim babam böyle namaz kılmaz, ben de eve gidebilir miyim, diye sordum.

Necati öğretmen suratını asarak, kararlı ve bir tok sesle ikaz edip susturdu beni.

– Otur yerine oğlum! Arkadaşını dikkatlice izle!

O günden itibaren kafamda bin bir soru geçmeye başlamıştı. O günün, benim için hayatı  sorgulamaya ve her şeyi soruşturmanın yıl dönümü olduğunu kabul ederim.

Çocuklara, kendi istemleri dışında “din” veya “inanç” şırınga edilmesinin, toplumda yaratılan farklılaştırmanın, ötekileştirmenin temel kökeni olduğu isabetli bir tespittir. ‘İnsan olma’nın unutulduğu yol ayırımlarından biri de, budur bence.

semsisemsi1959@gmail.com

Vielleicht gefällt dir auch