Oyun mu, gurur mu?

Ortada duran satranç tahtasına doğru uzanmışlardı; birisi kız diğeri erkek, iki ilkokul öğrencisi. Erkek olanı, birçok kere “şah” dedikten sonra, “şah mat” dedi.

‘Şah!’ Masamda oturmuş, sınıftaki çocukları izlerken satranç oynayan ikilinin birinden duyuyordum bu sesi. Oyunun gereklerinden biri olarak, karşılıklı oturmuşlardı. İkisi de çok konsantre bir şekilde, kendini sadece oyuna vermişti. Aslında buna tam da ‘oturmak’ denmezdi. Oturuyormuş gibi yapıp, dirseklerini karşılıklı masaya dayamış ve yarı bedenleri neredeyse masanın üzerinde olacak şekilde, ortada duran satranç tahtasına doğru uzanmışlardı. Birisi kız diğeri erkek; iki ilkokul öğrencisi. Sınıftaki kalorifer yine çalışmadığı için, ikisinin de paltoları üzerlerindeydi. Hatta erkek olan, şapkasını ve atkısını bile çıkarmamıştı. Bu hallleriyle pek de sevimlilerdi doğrusu.

Dakikalar böyle akarken, bir ara yine aynı ses “şah mat!” dedi.

Bu seferki farklı ama, diyorum içimden. “Şah”, demedi. Onun yerine, “şah mat” dedi. İki cümlenin arasında ne fark vardı acaba? Hep de erkek öğrenci söylüyordu bu sihirli kelimeleri. Belli ki karşı taraf için hiç de iç açıcı değildi durum. Onun yerine sanki ben kaybediyormuşum gibi geliyor bana. Her “şah” denilişinden sonra irkiliyorum hep.

Gelgelelim; kız çocuğu pek sakin ve asil görünüyor. Ne bir panik, ne bir üzüntü, ne bir mızmızlanma… Gençlerin tabiriyle acayip ‘cool’!

Satrancı bir türlü öğrenme fırsatı yaratamadım kendime, diye içimden geçirip, hayıflanıyorum.

Bu arada sınıftaki diğer çocukların bir kısmı, oyuncaktan yapılma manav dükkânında çok güzel oyunlar kuruyorlar. Çoğunlukla iki satıcı ve iki müşteri oluyorlar. Bazen müşteri olanların köpekleri bile oluyor yanlarında. O zaman da ekstradan bir çocuk bu rolü üstlenip; diz kapakları ve dirsekleri üzerinde durup, sevimli sevimli havlıyor yerde. Kimi zaman, içlerinden biri yanıma gelip oyunlarına beni de katmak için soruyor:

“Ne almak istersiniz Bayan Türkcan?”

“Pizza” diyorum çoğunlukla. Biliyorum ki, çok güzel tasarlanmış plastik pizza dilimleri var oyun tezgâhlarında.

“Ne içmek istersiniz?”

“Meyve suyu.”

Siparişleri alan çocuk bir çırpıda tezgâha koşup, kısa bir süre sonra pizamı ve meyve suyumu bir tepsi içerisinde bana getiriyor. Ben ise pek hoşnut; teşekkür edip, afiyetle yermiş gibi yapıyorum. Nasıl da mutlu oluyorlar hemen!

Çocukları izlerken veya onlarla beraber oynarken, hayran olup da onlara imrenmemek elde değil. Hayal güçleri ne kadar da güçlü, ne kadar da pratik ve çözüme odaklılar! Anda kalıp, anda yaşıyorlar. Oyun oynamak ve oyunun bir parçası olmak dünyada var olan her bir şeyden daha önemli. Oyun hayatın tam da kendisi.

Ama öyle bir hayat ki bu; biz yetişkinlerinkiyle hiç alakası yok. Üzerine çoğu zaman, haddinden fazla anlam yüklediğimizi düşündüğüm; gurur, onur, ahlak gibi değerler onların pek de öncelikleri değil. Oyunun bir parçası olmak her şeyin üstünde. Gurur, oyundan daha önemli değil mesela. Biz yetişkinler ise, üzerimizden tır geçmişcesine eziliyoruz bu değerlerin altında. Egolarımızı nasıl da şişirmişiz! Kimse burnundan kıl aldırmıyor. Kimse eleştiriyi kaldıramıyor. Önyargılarımız yaprak sarması gibi sımsıkı sarmış vücudumuzu.

Hiç sorun çıkmıyor mu çocukların aralarında peki? Tabii ki çıkıyor. Ama o zaman da affetmeye veya özür dilemeye o kadar hazırlar ki! Çünkü bir an önce kaldıkları yerden devam etmek istiyorlar hayata. Kaybedecek saniyeleri bile yok. Düşünüyorum da, ne kadar akıllıca bir refleks bu. Tam da bir `kazan kazan` durumu.

Tüm bu düşüncelerle kafam meşgulken, saatin çoktan ilerlemiş olduğunu fark ediyorum. Artık çocuklarla dışarı çıkma vakti geldi de geçiyor bile. Ama iki araya, bir dereye sıkıştırıp az önce satranç oynayan çocuğa soruyorum:

“Söyle bakalım, ne zaman ‘şah mat’, ne zaman sadece ‘şah’ denir? Nedir aradaki fark?”

Çocuk pek de heyecanlı gözlerime bakıyor ve anlatıyor:

“Bayan Türkcan, eğer ki ‘şah’ artık hareket edemiyorsa, bu durumda ‘şah mat’ denir. Oyunu kazanmışsınızdır. Haa, eğer ‘şah’ın hareket etmesi bayağı zorlaşmaya başlamışsa, o zaman da ‘şah’ denir.”

“Anlaşıldı” diyorum. “Demek ki oyunu sen kazandın. Tebrik ederim!”

info@gazeteoneri.at

Vielleicht gefällt dir auch