SÜHA SERTABİBOĞLU

Oyun, yaşam ve ütopya: Çekirge

İstanbul – Çevirmenliğe yeni başladığımda Ayrıntı Yayınlarına çevirdiğim ikinci kitap çok ilginç bir yapıttı; Kanadalı Bernard Suits’in “Çekirge“si. Bu kitap karşılıklı felsefi konuşmalardan oluşuyor, yani esas olarak bir felsefe yapıtı; ama felsefe denince akla gelen ağırbaşlı, anlaşılması zor kavramlar içeren, yani bilgiçlik taslayan ve kimilerine göre sıkıcı türden değil; oyunun, yani yaşamı gırgıra almanın felsefesi bu. Böylesine eğlenceli bir felsefe kitabı hiç okumamıştım ve çevirmesi de çok keyifliydi, neredeyse bir oyun gibi geldi. Ayrıca, her bölümün başındaki karikatürümsü illüstrasyonlar da mizahi bir espri katmış baştan sona zeka fışkıran bir ironiyle dolu bu kitaba.

Kitabın başoyuncusu Çekirge, La Fontaine’in ünlü masalındaki ağustosböceğinden başkası değil. Çekirge’yle “havarileri“ arasındaki konuşmalar önceleri salt oyun felsefesiyle sınırlıymış gibi başlıyor, sonra yaşama yöneliyor ve şakayla karışık on ikiden vuruyor, oyunu değersiz, gereksiz bir ‘meşguliyet‘ olarak gören ‘ciddi‘ düşünceleri ve, hayatımızın en temel öğelerinden biri olduğu halde iktisadî akıl tarafından dışlanan oyunu bir varoluş ideali olarak tekrar hatırlatıyor bize. Çekirge, yaşamı bir ‚maddi kazanımlar elde etmeye uğraşma görevi’ne dönüştüren haris karıncalarla iyi dalga geçiyor doğrusu. Gerçi kurduğu ütopyaya inanmak biraz “olmayacak duaya amin demek“ gibi bir şey olsa da, sorduğu sorular hiç de boş değil. Yaşamdan, zorunlu gereksinimleri elde etme uğraşını çıkardığımızda geriye oyundan başka ne kalır? Davranış biçimlerimiz, görevlerimiz, yaptığımız işler, tüm bunlar yaşam boyu sürdürdüğümüz bir oyun değil mi? Yaşamda herkesin oynadığı bir rol var: Ciddi işadamı rolü, sert koca rolü, namuslu kadın rolü, zeki rolü, kibar rolü, insancıl rolü, kahraman rolü…

Günlük yaşamda çıkarları için birbirinin gözünü oyan insanların bir futbol maçında, sonuç olarak bir oyun oynadıklarını unutup sille-tokat birbirine giren futbolculardan pek bir farkı yok aslında. Zaten bu kitap, oyunu ancak çocuklara özgü diye küçümseyen, yaşamdan alınacak zevki de sermayelerinin sağ tarafındaki sıfırların bolluğuyla özdeş görenlere göre değil. Bu kişiler bilmeliler ki, onların yaşamı hiç de hoş bir oyun değil. “Bir oyunu kurallarından birini çiğneyerek kazanmak olanaksızdır“ diyor Çekirge. Kurallara uyanların gittikçe azınlıkta kaldığı ve ‘oyunun‘ dışına itildiği ülkemizde yaşamı yeniden oyunlaştırmak gerek bize.

Peki ya cinsellik? “Cinsellikteki macera, heyecan, merak, başkaldırı gibi seks-dışı öğeleri çıkarırsanız geriye kasıklardaki hoş bir duygudan başka bir şey kalmayabilir“ diyor Çekirge. Ünlü varoluşçu filozof Kierkegaard’ın “Baştan Çıkarıcının Günlüğü“ adlı yapıtına gönderme yapıyor. Genç kızları baştan çıkarmayı iş edinen bir adam peşine düştüğü bir genç kızı baştan çıkarmayı kolayca becerebildiği halde, kızın alev almış duygularını kimi zaman su atarak söndürür ve nihai zaferini erteler. Asıl zevk aldığı şey baştan çıkarma oyunudur ve oyun uzadıkça bundan alacağı zevk de artmaktadır. Ve vardığı sonuç: Oyun ve zevk eksenindeki bir ilişkiden, bir yaşamdan daha güzel bir şey olamaz.

Kitabın bir de hikayesi var: 2016 yılında, Polonyalı çevirmen Filip Kobiela’dan bir e-mail aldım. “Çekirge“nin yazarı Bernard Suits’in ölümünün onuncu yılıymış ve kendisine, “Sport, Ethics and Philosophy“ adlı uluslararası bir derginin Bernard Suits’a ayrılan onur sayısının editörlüğü verilmiş ve yaptığı araştırma sonucunda, “Çekirge“yi orijinal dili olan İngilizce dışında bir dile çeviren ilk çevirmen benmişim!…

Bu nedenle benimle, dergide yayınlanmak üzere bir röportajın sorularını gönderdi, kitabın kapak resimlerini istedi ve ayrıca, bu kitapla ve dünyadaki çevirileriyle ilgili, önemli felsefe dergilerinde yayınlanmış makalelerden örnekler gönderdi (Bunlardan, Japon Shigeki Kawatani’nin yazısı çok uzun ve neredeyse başlı başına bir felsefi çalışma niteliğinde). Bense, dünyada çok geniş çevrelerde çok heyecanlı tepkiler uyandıran bu kitabın ülkemizde ne yazık ki, basıldığı 1995’ten bugüne dek ancak ikinci baskısını yapabildiğini yazdım. (Polonyalı meslektaşım kendi çevirisinin çıktığı gün bana heyecanla kitabın kapağının resmini yolladı. Kendisine yolladığım kutlama mesajından on gün sonra da kitabın ikinci baskı yaptığı haberini verdi!.. Gel de kıskanma.)

Evet, gerçekten çok ilginç, çok farklı türde bir kitap bu. Bu yapıtı okuyan birinin yaşamı eskisi kadar ciddiye alabileceğini hiç sanmıyorum. Yaşamı hiç bakmadığım, bambaşka bir yönden gösterdi ve çocuk gibi şaşırttı beni. Darısı, okuyacak dostların başına.

suhaser@gmail.com 

Vielleicht gefällt dir auch