ATA EYÜP KAYNAR

Paylaşılamayan bir şehir | İstanbul

Viyana – Martıların sesi,  denizin kokusu, poyrazı, karayeli, lodosu… Kiliseleri, camileri, cemevleri, sinagogları… Sütçüsü, yoğurtçusu, simitçisi, bozacısı, eskicisi… Tozu, çamuru, trafiği…İstanbul’u anlatmaya kelimeler de yetmez, kitaplar da!

Eminönü’nden Haliç kıyısına, oradan da Fener (Phanarion) ve Balat’da (Palation) bir gezinti yaparsanız İstanbul’un birçok güzelliğini, gerçeğini, tarihini görür, duyar, koklar ve hissedersiniz; İstanbul’u yaşarsınız.

1453 yılında şehir Osmanlı İmparatorluğu tarafından ele geçirilince, Hıristiyan-Ortodox Patrikliği’ne ev sahipliği yapan Ayia Sojia Katedrali, Sultan II. Mehmed tarafından Ayasofya camii olarak ibadete açılır.

Bu gelişmeler, Patrikhane’nin 1600 yıllarında Fener’e aktarılmasına ve şehrin ilerigelen Yunan-Ortodox halkın da bu çevreye yerleşmesine yol açar. Ortodox dünyasının onursal merkezi ökumenik patrikhane ve patrikhanenin katedrali Aya Yorgi-Hagios Georgios da buradadır.

Sefarad (Sfaradim) Yahudileri’nin 1500 ile 1950’li yıllar arasında yoğun olarak yaşadıkları Balat, aynı zamanda İstanbul’un en eski sinagoglarından Ahrida Sinagoğu’na da (Achrida-Ohrid) ev sahipliği yapar. Ahrida, Makedon-Yunan Musevileri tarafından şehrin Osmanlılar tarafından 1453‘de ele geçirilmesinden önce inşa edilmiş ve günümüzde ibadete açıktır.

Martılar, lüferler, istavritler… 400.000 yıl önce Küçükçekmece ve çevresinde yaşadığı düşünülen homo erectus… Belki İstanbul’un bilinen ilk sakinleri onlar idiler. Neolitik Çağ’a (Yeni Taş Devri -günümüzden 11.000 yıl kadar öncesine) ait çanak ve çömleklerin Yenikapı-Marmaray kazıları sırasında bulunması‘da İstanbul‘un tarihine yeni bir ışık tuttu.

İstanbul‘un adı nereden geliyor?

MÖ (Milattan Önce) 680’li yıllarda Megaralılar bugünkü Kadıköy kıyısında (Kalchedon), Karadeniz ve Atina arasındaki ticarette önemli bir nokta olması nedeni ile bir koloni kurarlar. 20-30 yıl sonra komutan Byzas, karşı kıyıda, bugünkü Tarihi Yarımada üzerinde de bir yerleşke kurar, burası konum olarak daha uygundur ve halk tarafından daha çok benimsenir.

Zamanla Byzantion olarak anılmaya başlar ve yaşayan halkın nüfusu hızla artar.  Şehir haline gelen yerleşke, Romalılar’ın da ilgisini çekmektedir. İmparator Konstantin MS (Milattan Sonra) 320‘li yıllarda, şehri imparatorluğun doğu merkezi olarak yeniden inşa eder ve adını Konstantinopolis (Konstantin’in şehri) olarak değiştirir. 1453 yılında yönetim Osmanlı hanedanlığına geçtikten sonra Konstantiniyye olarak da anılır olur, 1930 yılında bugünkü İstanbul adı verilir. Bu, şehrin adının Yunanca’dan “eis ten polin“  Türkçe’ye uyarlanmış şeklidir ve “şehredemektir. Beyoğlu (eski adı ilePera), Taksim, Kurtuluş ve Nişantaşı‘ndaki şehrin eski halkı,  Eminönü tarafına, yani Tarihi Yarımada’ya gideceği zaman, “İstanbul’a gideceğim” veya “şehre gideceğimdermiş.

Demografik yapı tarihte hep değişkenlik göstermiş. Özellikle 1950’li yıllardan sonra Ortodox, Katolik, Süryani ve Yahudi vatandaşların birçoğunun değişik ülkelere göç etmeleri, şehrin Türkiye’nin her yöresinden ve ülke dışından da yoğun göç alması demografik yapıyı son 70 yıl süresinde yoğun şekilde değiştirmiştir.

İstanbul’un tarihinde birçok yokluk, kıtlık, salgın hastalıklar, büyük yangınlar ve depremler nüfusun azalmasına yol açmış, yine de şehir çekiciliğini her zaman korumuştur. Bugün 15 milyonluk megaşehir İstanbul‘da çalışanlar iş yerlerine, öğrenciler okullarına ulaşabilmek ve tekrar evlerine dönebilmek için her gün saatlerini yollarda  geçirir, konut kiraları yüksektir, yaşam şartları ağırdır.

Her türlü yaşamsal soruna rağmen şehrin çekiciliği artarak sürer gider. İstanbul’un taşı da toprağı da altın değildir ama öyle bilinir, ekmek parası burada kazanılmaya çalışılır.

Peki bu şehir kimindir?

İstanbul martılarındır, lüferlerindir, insanlığındır… İstanbul güzeldir ve evrenseldir.

Sağlıklı ve keyifli günler dileğiyle.

……………………………………..
Kaynak: Wikipedia / Geschichte Istanbuls

Aile Hekimi & Tıbbi Beslenme Uzmanı
www.kaynar.at – kaynar@chello.at

Vielleicht gefällt dir auch