DUYGU FIRAT-TELLİOĞLU

Sende kendimi seviyorum

Bu yazıyı oldukça klişe olan fakat buna rağmen tam anlamıyla altını dolduramadığımızı düşündüğüm “anne ve çocuk arasındaki sevgi kavramı“ üzerine yazacağım. Psikolojik sorunların büyük bir bölümünün sevgisizlik ya da yanlış sevgi anlayışı üzerinden geldiğini düşünüyorum.

Üreme ve çoğalma arzusu kontrol edilebilir bir içgüdür. Belki ölümsüzleşme isteği olarak görebiliriz. Belki de çocuğumda yaşamaya devam etme veya uzantımın bu dünyada kalması isteği diyebiliriz. Fakat anne olmanın kutsallığı ve annelik içgüdüsü bir yanılgıdan ibarettir. Annelik öğrenebilen bir davranıştır ve bunu herkes doğru şekilde öğrenemez. Aksi takdirde hiçbir annenin çocuğuna zarar vermemesi gerekirdi. Kendinden olan savunmasız bir canlıya şefkat duymak onu gerçek anlamda sevdiğimizi göstermez. Sevginin temel taşı özgürlüktür.

Kendi gelişiminde hatırı sayılır bir yol kat etmemiş anne veya babanın çocuğuna kendi travmalarından başka vereceği çok bir şey yoktur. Ne demek istediğimi biraz örneklendirmem gerekirse eğer:

Önce annenin bedeninden, sonra kucağından daha sonra da yanından ayrılan çocuğun gidişine izin verilmeli ve hatta yüreklendirilmelidir. Maalesef kendini yaşamın içinde tam olarak gerçekleştirememiş bir anne, çocuğunu yalnızlıktan kurtulmak için farkında olarak ya da olmayarak kullanabiliyor.

İkinci bir örnekse; anne veya babanın çocuğu yaşanmamışlıklarını kapatmak için kullanmasıdır. “Ben okumadım, sen okuyacaksın“ gibi.

Kendini savunmasız hisseden bir annenin eşine, eşinin veya kendi ailesine karşı kalkan olarak kullanmasını da maalesef üçünçü örnek olarak verebiliriz. Çocuğun sevgi ve onay alma isteği o kadar büyüktür ki, ona verilen bu görevleri sorgusuz yerine getirmek için elinden geleni yapacaktır. Bunun onu ne kadar yorduğunu anlaması bazen orta yaşlarına gelmesine kadar sürebiliyor. Bazen ise bu yorgunluğun hiç farkına varmadan kendi çocuğuna devrediyor.

Olması gereken ise, çocuğun annesinin gözlerinden kendisini sevebilmesidir. Ben, ben olduğum için ve tercihlerim ne olursa olsun sevilmeye layığım diyebilmelidir çocuk. Çocuk olmayı, çocuk kalmayı sevebilmelidir.

Eric From ‚Sevme Sanatı‘ adlı kitabında şöyle der;

“Ayrıntılı incelemeler, saplantı nevrozları gibi bazı nevroz çeşitlerinin daha çok tek yönlü baba bağlılığı yüzünden olduğunu, histeri, alkoliklik, kendini kabul ettirememek, yaşama gerçekçi bir açıdan bakamamak, ruhsal çöküntü gibi nevrozlarınsa anneye bağlı kalmaktan ileri geldiğini göstermiştir.”

Özgür ve koşulsuz sevgi tatmamış bireyler daha sonra kendilerini yaşamlarında konumlandırmakta zorluk çekerler. Mesela sevgiye layık olmadığını düşündüğü için sürekli karşısındakine bir şeyler vererek sevilmeye çalışmak ya da çok sevdiği için kıskandığını iddia ederek sürekli kısıtlamaya çalışmak gibi. Ya da hayatı misafirliğe gelmişçesine köşede kalarak, suya sabuna dokunmayarak yaşamaya çalışabilirler.

Anne ve çocuk arasındaki ilişki aynı zamanda politiktir. Sadece annelerden kendilerini değiştirmesini beklemek, onlara savaşmaları gereken yeni bir cephe açmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Annenin yaşam koşullarını iyleştirerek ve onu bilinçlendirerek çocuk ile aralarındaki sevgi bağı güçlendirilmeli ve desteklenmelidir.

…………………………………
Viyana, Psikoterapist
Duygutellioglu.at
Firatduygu@hotmail.com

Vielleicht gefällt dir auch