AYŞE KAYGUSUZ-ŞİMŞEK

Shelly’nin Öldüğü Gün: Yasın Şiiri ve Etnografisi

Önce Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (AÜ SBE), ardından aynı enstitünün Halkbilim Anabilim Dalı, 2019-2020 eğitim döneminde yüksek lisans programı için başvurumu kabul etti. Yoğun bakımda olan annemin yanında, Ankara dışında olmamdan dolayı kaydımı yaptıramadım. Ancak, AÜ DTCF Halkbilimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Serpil Aygün Cengiz derslere katılmama izin verince, bu Covit-19’lu günlerdeki ev hapsi bir başka güzelleşti.

26 Ağustos günü: “Onun Kitabını Anlatıyorum” başlıklı bir sanal buluşma gerçekleşiyor. Antropolog ve şair Renato Rosaldo’nun “Shelly’nin Öldüğü Gün: Yasın Şiiri ve Etnografisi” (The Day of Shelly’s Death: The Poetry and Ethnography of Grief) adlı kitabı konu ediliyor. Sunumda geniş ve renkli bir grup yer alıyor: Gülgün Şerefoğlu, Erdinç Kineşçi, Serpil Aygün Cengiz, Ceren Kaynak İskit, İlteriş Yıldırım, Mehtap Katrancı, Nilüfer Nurgül Özdemir, Serap Duman İnce, Ali Osman Aktaş, Başak Acınan.

Renato Rosaldo 1941 doğumlu, Amerikalı bir antropolog. Filipinler’in kuzeyinde Luzan bölgesinde yaşayan İlongotlar arasında, yine bir antropolog olan eşinin saha araştırması sırasındaki trajik ölümünün ardından yaşadığı yas ile aynı bölgede kafatası avcılarının yasa girdiklerinde yaşadıkları öfkeyi iç içe geçirerek, yorumlayarak anlatmış bu kitabında.

Bölümün önceki sanal buluşmalarında olduğu gibi programı Serpil Hoca açıyor. Öncelikle bunun bir kültürel çözümleme olacağını, konusunun da “ölüm ve ölüm sonrası yas” olacağını biliyorum ve sabırsızlıkla bekliyorum. Rosaldo’nun söz konusu kitabının Türkçe çevirisinin olmadığını belirten Serpil Hoca, o kitabı karşılaştırabilmemiz ve kültürler arasında ortak nokta bulabilmemiz için Simone de Beauvoir’ın “Sessiz Bir Ölüm”, Sedat Veyis Örnek’in “Anadolu Folklorunda Ölüm” kitaplarını öneriyor.

Sonra konuşma sırası, programın koordinasyonunu sağlayacak ve halkbilim yüksek lisans programından yeni mezun ve mitoloji üzerine tezi yeni kitaplaşmış olan Gülgün Şerefoğlu’na geliyor. Daha sonra derslerine özenle hazırlanan öğrencileri dinliyoruz. Belli ki aralarında kitabın içeriğini bölüşmüşler. Herkes bir başka bölümü, başka bir boyutuyla anlatıyor. Anlatımlar yarılandığında, Serpil Hoca bir sürpriz yapıyor.

“Arkadaşlar Renato Rosaldo ile canlı bağlantıya geçiyoruz!”

Herkes şaşkın, heyecanlı! Birkaç dakika içinde internet, iletişim sorunu çözümleniyor ve Rosaldo karşımızda. Serpil Hocanın sıcak, samimi davranışları, doğallığı herkese yansıdığı gibi Rosaldo’ya da yansıyor. Sunumu yapan öğrencilerin hepsinin de İngilizce bilmelerine rağmen Rosaldo’ya yöneltilen sorular Türkçe olarak soruluyor ama sunumu yapan Gülgün Şerefoğlu İngilizce’ye çeviriyor. Bu benim için inanılmaz bir güzellik, bir şans oluyor ve ben notlarımı alıyorum.

Nilüfer Nurgül Özdemir: “Otoetnogrofi ve antropoesía ile ilgili diğer çalışmalar ne durumda ve şu anda antropoloji ve etnografiyi bu anlamda nasıl değerlendiriyorsunuz?”

Renato Rosaldo: “Alanda çalışırken veri toplamanın, veri elde etmenin elbette ki birden fazla yolu var. Bunun daha iyi yolları ve daha kötü yolları var… Farklı metodolojiler olabilir, herkesin kendi deneyimi özelinde. Çalışma ilerledikçe ve olaylar geliştikçe şiirle tanıştım. Şiirle tanışmamın ardından şöyle bir sonuca vardım; aslında sorumu değiştirmeliydim ve sorumu şöyle değiştirdim: ‘Bu kişi nasıl bir insan, toplum içinde nasıl biridir?’ diye kendi kendime sormaya başladım ve tabii onlarla uzun süre vakit geçirdikten sonra, onlar şiire dönüştü, aslında onlar kendilerini anlatmış oldular.”

Ali Osman Aktaş: “O zamanlar kafa avcılığı yapan bu insanlarla karşılaştığınızda neler hissettiniz?”

Renato Rosaldo, “Şimdi Türkçe bilmediğim gibi onların dilini de bilmiyordum. Zamanla, küçük küçük kulak, burun gibi göstererek, anlaşarak öğrendik. Öğrendikçe gördük ki biz onların hedefi değiliz. Alana gittiğimizde film değil, fotoğraf çekmek bile istememiştik. İnsanları birden rahatsız etmek istememiştik. Zaten o zamanlar fotoğraf makinesi taşımak, her an fotoğraf çekmek de zor bir işti ve çok az kullanılıyordu. Biz de çekimser davrandık hep. Erkek kardeşim yanımdaydı. Birlikte çalıştık. Bir süre sonra fotoğraf çekmeye başladık ama video çekimleri daha zordu. Kaldı ki nerede, nasıl yayınlayacaktık? Alacağımız tepkilerden korktuk. O zamandan bir filim düşünseydik, çekimlerimizin adını antropoloji koymazdık.”

Serpil Aygün Cengiz: “Folklor ve antropoloji arasındaki fark nedir?”

Renato Rosaldo: “Açıkçası bir fark görmüyorum. Folklorda birilerinin anlatımını alıyorsunuz. Bunların gerçek olduğunu düşünüyorsunuz. Zaman zaman kaygı da duyuyorsunuz, doğru olup olmadığından… Alan çalışmalarında duyguları vermeniz, anlatmanız hayatsal önem taşıyor benim için. Duygular hayatın her alanında olduğu için bunu da vermek gerektiğini düşünüyorum. Örneğin, şu an çok insan hasta ve ben üzülüyorum…” (Devam edecek)

ayseesimsek@hotmail.com

Vielleicht gefällt dir auch