HÜSEYİN A. ŞİMŞEK

Tarifesiz kalkar şiirden gemiler

Viyana – Edebiyatçıların ağırlıklı bir kesiminde olduğu gibi ben de şiirle başladım. Ama sadece şiirde kalmadım. Hatta hapisaneden sonra kelimenin gerçek anlamında yazma koşullarına yeniden kavuştuğumda, bir süreliğine şiiri bir kenara bırakıp romanda yoğunlaştım. Edebiyat alanında yayımlanan ilk iki kitabım roman oldu; ilk şiir kitabı, üçüncü sırada yer aldı. Profesyonel anlamda gazeteciliğe başlamam ile yazar ve şair olarak ürün verdiğim yıllar çakıştı. Gazetecilik ile edebiyat alanından romancılığı elimden geldiğince dengede tutmaya çalıştım. Yoğunluğumu bu iki alana verirken, ilk gözağrım şiirle olan ilişkime “özel” demek isterim. Tabii bu, başkaları için ne kadar anlamlı veya açıklayıcı olur bilemem.

1987’den beridir gazetecilik de roman yazarlığı da aralıksız bir üretim alanı oldu benim için. Şiirlerimi ise “şiir saati”min çaldığı zamanlarda yazabildim, yazabiliyorum. Şiir yazmak, yazmaya çalışmak gündelik bir uğraşım olmadı, olmuyor. Tek bir şiir yazmadığım yılım (belki yıllarım) bile vardır. Oysa gazeteciliğin herhangi bir alanında meşgul olmadığım, elimin altında bir roman dosyasının olmadığı gün, hafta, ay yoktur. Şiirse bana bazen, ara ara gelir; şiire vereceğim zamanın akışını düzenleyen ya da benim için belirgin kılan “şiir saati”nin çalışma sistemetiği çok farklı. Gazetecilik ve roman yazarlığında zorlarım kendimi, kendime iş, görev dayatırım. Şiirde, istesem de yapamam bunu. Saatinde değilse şiir, imkânı yok tek bir harfi bile yazdırmayabiliyor.

Saati geldiğinde ise fışkırır adeta dizeler. Bir kederi, sevinci, sitemi, umudu, yenilgiyi, başkaldırıyı anımsamak ya da yaşamak üzerinden beklenmeyen bir anda kalkıveren tarifesiz bir gemi gibi yol alır, en uygun mecrasını bulur, akar boyuna. Mecrasını bulmak, sorunsuz bir yolculuk ve menziline varmak anlamında başarıyla sonlanmak zorunda değildir ama. Azgın dalgaların kanatlarında parçalanabilir, yalçın bir dip ya da kıyı kayalığına toslayabilir, umulmadık bir dönemeçte yere çakılabilir gemi. Her gemiye martı çığlıkları eşlik etmeyebilir. “Issızlığın tam ortasında olma”nın bütün anlamlarını görünür kılacak şekilde bata-çıka yol olabilir.

Şiirden gemiler, kaç yolcu aldıkları ya da taşıyacakları hesabına göre kalkmazlar limandan. Her an ve tek bir yolcu için kalkabilir şiir gemisi. Dilin en ince, en nadide ve rafine kumaşından dikiliyor oluşları, o gemileri ulaşılmaz kılmaz; varlıklı bir azınlığın ayrıcalıklarından biri haline getirmez ya da derekesine düşürmez. Zaten şiirden gemiler, sadece şair kalemi eline aldığında ya da klavyenin başına geçtiğinde kalkmazlar; yer aldıkları kitapların, dergilerin sayfaları her bir okur tarafından aralanır aralanmaz da koyulurlar yola.

Bir şiir gemisini şairinin yürütüşü ile aynı gemiye okurun demir aldırışı apayrı maceralar olarak yaşanır. Kimi şiir gemilerinde, okur kadar mutlu ve başarılı hissetmeyebilir kendini şair. O her bir şiirden gemiyi üreten şairidir, ama her biriyle yapılan bütün yolculuklar hiç de şairinin yüreğine, beynine çıkmayabilir. O da olmaz değil fakat, okura bağlı; kimi okur, şiirini okuduğu şairin yüreğinde ve beyninde bazen sadece bir seyyah, bazen elinde olmaksızın bir sürgün, kimi zaman da dizelere sığmaz bir asi kesilir.

Adına layık her bir şiir, ancak okurunu bulduğunda içerdiği sayısız duygu ve düşünce pınarlarının keşfedilmesi olanağına kavuşur. Dizelerindeki çoğu saklı anlam koyaklarından bihaberdir şair. Şiirinin üretim sürecinde ortaya (bilince) çıkardıklarından fazlasından haberdar olmak için okurun desteğine muhtaçtır. Görünür kıldığı pınarlardan kanamayan bir biçare olarak kalır yoksa!

Şiirden gemilerin seyri de farklıdır. Sabah kalkar işe gider, akşam evinize dönersiniz; hangi araç kolayınıza gelirse, hangi yol kestirmeyse onu tercih edersiniz genellikle. Şiir gemilerinin üretildiği şairin beyni, eviniz ya da iş yerinize benzemez ama. Şiirden gemilerle yapılan hiçbir yolculuğun tekrarı yoktur. Yaşamın hem derin kederi, hem çıldırtan sevinci her defasında bir başka yaşanır. Bu yüzden güvertesinde kanıksamış, bıkmış bir halde yol alıyorsanız, bindiğiniz şiir gemisi değildir; sizi dolandırmışlardır, o gemi aslında “güya şiirden”dir!

İlk şiirden gemim 1992’de demir aldı. Şiir filomda dört gemi var şimdilik. Uğradıkları, demir attıkları, demir aldıkları yeni limanlar ise sayısız: Kitapevleri, şiirsever kitaplıkları, dergiler, kütüphaneler, klipler, sanal alemin türlütevür kanalı… Diğer ürünlerim gibi şiirlerim de benden kopan birer parçadır. Bir kere koptuktan sonra, o her bir parça artık kendi başına bir dünyadır.  Demir almış şiirden gemilerim günün birinde ya da ara sıra o ilk limana uğradıklarında buldukları ‘ben’, başka biriyimdir artık. Dönen de uğradığı her limanda yükü azaltılmış ya da artırılmış bir şiirden gemidir zaten! Yani şiirlerim de bazen ve kısmen başkalaşıp, değişip, dönüşüp dönerler bana.

Mecbur edildikleri limanlarda -iyisiyle kötüsüyle- başlarına gelenleri say say bitiremem. “Gayya kuyusu”nun en karanlık yerine, Bastil Hapishanesi’nin en izbe hücresine atılmak gibidir mesela, demir atılan moderniteyse bir limanda. Ya da teknolojik bilginin, bilginin tamamı sayılsın istenen bir limansa uğranılan, bilinçaltından sızmış veya damıtılmış sayısızca imgenin vay haline! Bilinçaltı ki şairin katezyen kuyusudur.

Dedim ya, yolcu hesabına göre kalkmaz şiirden gemiler; tarifesizdirler ve kalan her bir yolcu için kalkacak bir gemi illaki vardır. Şiirden gemilerle yapılan yolculuklardan vazgeçmeme konusunda ısrarlı olmalıyız bu yüzden.  Ki bu ısrar, hayatta hiçbir şeye boşvermemeyi de aşılar bize. Her gün şu soruyu soralım kendimize:

Şiiri çekilip alınmış bir hayattan ne kalmış olabilir ki geriye?

…………………………………………………
www.huseyin-simsek.com
huseyin.şimsek@gmx.at

Vielleicht gefällt dir auch