MUZAFFER ORUÇOĞLU

Toplantı

İstikametim Gümüşsuyu. Meşrutiyet Caddesi’ni, Hans Christian Andersen, Knut Hamsun ve Pierre Loti gibi yabancı yazarların kat ettiği bir kültür kanonunu kat ediyorum. Pera Müzesi, Büyük Londra Oteli, Pera Palas… Agatha Christie, Pera Palas’ta kalmış, burada yazmış Orient Express’de Cinayet adlı eserini. Ernest Hemingway ise 1922’de diğer otele atmış çulunu, şehrin işgal atmosferini The Toronto Daily Star gazetesine yazmak için. Hemingway’in İstanbul’undan birçok şey çekip gitmiş ama kaldırım kahveleri, balıklı rakı sofraları, nargileli sohbetler ve sallabaş gezen aç köpekler olduğu gibi kalmış. Adamın kırk yıl sonraki intaharında İstanbul’un da bir nebze payı vardır sanırım.

İstiklal Caddesi’ndeyim, dünya caddelerinin gülümseyen en kalabalık yüzünde. Taksim’e doğru yürürken Yeşilçam Sokağı’nı soruyorum birine. İleride sapıyorum. Çam mam hak getire. Dikkatimi en çok üst üste yapıştırılmış afiş koleksiyonunu andıran ve insana rekabeti, tepelemeyi çağrıştıran  duvarlar çekiyor. Yüzlere, göğüslere, bacaklara, ellere, Belgin Doruklara, Ayhan Işıklara, Ahmet Tarık Tekçelere bakıyorum.. Kahvehaneler, stüdyolar, film depoları… Burayı herhalde Ferdinand Manukyan gibi bir stüdyo sahibinden bilgi almadan tanımanın yolu yok. Bu da benim için imkânsız.

İstanbul, özellikle de bu Beyoğlu fena halde hoşuma gidiyor. Taksim’i geride bırakıyor, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin, Gümüşsuyu’nda bulunan Saffet Arıkan Amfisi’ne giriyorum. Erken gelmişim. Beş on kişi var. Öne yakın bir yerde oturuyorum. Bir saat sonra amfi doluyor. Önemli bir bölümü sanatçı ve yazar. Aziz Nesin, yanımdaki boş yere oturuyor. Bir paket sigara, bir kibrit ve bir metal kül tablası çıkarıp koyuyor önüne. Sırtında kısa kollu bir mintan, gepegencecik, dinç. Az sonra, yanında birkaç kişiyle birlikte Kemal Tahir giriyor içeri. Toplantı, İstanbul’da düzenlenen bir kültür festivalinin bir parçası. Ön sıralarda bir yer gösteriyorlar Kemal Tahir’e.

Açılış konuşmasını bir kadın yapıyor. Kültür Festivali ile toplantının amacını açıklıyor. Aziz Nesin peş peşe tüttürüyor sigaralarını. Birkaç kişi konuştuktan sonra kadın, Kemal Tahir’i davet ediyor kürsüye. Kendinden emin, mağrur bir dikelişle salonu süzüyor Kemal Tahir. Mustafa Kemal ve devletini, batının ceberut devlet kategorisine soktuğu, Osmanlı devletini de despotik ya da ceberut devlet değil  “kerim devlet” gördüğü için salonda Yaşar Kemal, toplantı yerine yakın bir semtte, Beyoğlu’nda oturan Orhan Kemal, Melih Cevdet Anday, Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi Cumhuriyetçi ağır toplar yok. ‘Üç Kemal’i bir arada görmek mucize olurdu zaten. Herkes Devlet Ana’nın bittiğini, yayınevinde olduğunu, henüz piyasaya çıkmadığını biliyor.

Giriş konuşmasından sonra, gelmeyenleri hedef tahtasına yerleştirmiş gibi Türk aydını ve yazarlarını çözümlemeye koyuluyor Kemal Tahir. Tanzimat’tan günümüze kadarki dönemi irdeliyor. Türk romanının, kendi insanına, tarihine, kendi yaşayan özgül ve evrensel ruhuna dayanmadığını, batıya öykündüğünü, onun stilini, tiplerini ve ruhunu Türk romanına taşıdığını, bundan dolayı da Türk edebiyatında, Tanzimat’tan bu yana bir Balzac, bir Dostoyevski veya Faulkner çıkmadığını belirtiyor. Konuşmacıyla aramdaki mesafeyi ve ön yargılarımı bir yana koyarak, tarafsız bir konumda dinlemeyi deniyor ama edemiyorum. Konuşan benim nezdimde bir Osmanlıcıdır. Devleti, Doğu-Batı cebelleşmesinde ulus bütünlüğünün “Kerim” bir aygıtı olarak gören biridir. ‘Kerim devlet’e karşı ayaklanmalara hoş gözle bakmayan, İnce Memed’e karşı Rahmet Yolları Kesti romanını yazan biridir. Ama adam kürsüde güven verici bir tarzda, dimdik duruyor ve argolu, dimdik bir dille de konuşuyor. Tarihin dehlizine inen, gücünü oradan alan ve bizi sarıp sarmalayan, hayata  oradan bakan namuslu aydınların azlığından yakınıyor. Zaman zaman kopan alkışlar, amfidekilerin önemli bir bölümünün Kemal Tahirci olduğunu gösteriyor. Kül tablasındaki izmarit sayısının artışından Aziz Nesin’in sıkıntılı olabileceği sonucunu çıkarıyorum.

Sunucu, Kemal Tahir’den sonra Aziz Nesin’i çağırıyor kürsüye. Zübük ile Yüz Liraya Bir Deli kitapları canlanıyor kafamda. Aziz Nesin’in konuşmasıyla birlikte amfi gülmeye başlıyor. O hiç gülmüyor. Kemal Tahir’in konuşmasına yönelik herhangi bir şey de söylemiyor. Sovyetler Birliği, Bulgaristan ve Romanya gezileri sırasında yaşadığı komik anıları, Türk aydınını anlatırken aktarıyor. Kemal Tahir’in ciddi konuşmasından sonra Aziz Nesin’nin yarattığı hava, yaşam sevincimizi harlandırıyor.

…………………………………………….
Melbourne, Ağustos 2020
muzafferorucoglu@icloud.com

Vielleicht gefällt dir auch