HÜSEYİN A. ŞİMŞEK

‘Uç hastalığı’

İsteklerimizi, amaçlarımızı bir ‘gereklilik’ zemini üzerine oturturuz. Her neyse, o şeyi gerekli görmemizin genellikle tek bir nedeni olmaz; birini başat kabul etsek de bir dizi neden sıralarız. Nedenler arasındaki öncelik-sonralık, önemlilik-önemsizlik bir farka, bir amlamda bir ‘eşitsizlik’e tekabül eder. Başka bir deyişle, bir şeyi gerekli görmemizin nedenleri arasında, ister istemez bir ‘hiyerarşi’ inşa ederiz. Bu hiyerarşik inşada, her birimizin nedenler sıralaması aynı da olmaz.

Bir şeyi gerekli görmemizin nedenleri arasından birini ‘başat’, ‘temel’, ‘ana’ şeklinde tanımlamayı yeterli bulmaz; nedenlerden birini, o şeyin kendisiyle eşitler ve geriye kalan nedenleri de yok sayarsak, işte bu davranış tarzımız da bir çeşit ‘işi ifrata vardırmak’tır, ‘uç hastalığı’dır. İfrata vardırılan her davranış, tutum, bakış açısı da tahrifatla malüldür. Çok sayıda tahrifat var ki ifratla başlar.

Uçlara, daha uçlara!

Bir şeye yaklaşımda belli bir kuşkuya yer vermek elbette gerekli ve doğrudur. Kuşku, irdelemeye ve daha ayrıntılı ölçüp biçmeye yönlendirir bizi. 78 Kuşağı’nın sol cenahındaki ‘tıfıl’lardan biri olarak sahnedeki yerimi aldığım 1975-80 arası süreçte, böyle düşünmezdim. Söylediklerimiz ile eylediklerimize dair kuşku payını sıfırlamıştık adeta. Kuşku olmayınca, sorulacak soru da yoktu. O dönemin doğrularını pekiştirici bir amaçla yöneltilmiş soruların bile yadırgandığı çok olmuştu. Şekillendireceğimizi vazettiğimiz geleceğe dair her şey, azıcık bile kuşku duyulmayacak, soru sorulmayacak kadar açık ve netti!

Bana göre, 78 Kuşağı Solu’nun en tahripkâr uç hastalıklarından biriydi bu!

Başka ülke veya halkların deneyimlerini öğretici bulma ile bire bir örnek alma, toplumsal misyon ile birey olma, geçmiş ile gelecek, yaşanan gün ile yarın, duygu dünyası ile bilimsel bilgi, içerik ile biçim, sevda ve kavga… Çelişkideki kutuplar, bütündeki parçalar, doğrudaki yanlışlar (görecelik)… Bunlar ve daha sayısızca eşleştirme, karşılaştırma, kıyaslama için kilit sözcük, ifrata kaçılıp kaçılmadığı, ifrata vardırılıp vardırılmadığıydı. Yani, gereğinden fazla bir abartı, aşırı büyütme, aşırılaştırma yapılıp yapılmadığıydı.

78 Kuşağı Solu’nun düçar olduğu ifrata vardırmaların bir diğeri, tahrifatlara karşı çıkılmak istenirken yaratılan dogmatizmdi. Her kim(ler)den her ne kalmıştıysa virgülüne, kılına dokunmamak ve dokundurmamak! O yıllardaki mitoz bölünmeler, çok önemli oranda ifratla varılan dogmaların tahribatıyla yaşandı.

80’lerden itibaren ise ifrat yön değiştirdi, uç hastalığı farklı yaşanır oldu. Türkiye’deki 12 Eylül 1980 darbesine, 90’larda dünya çapında sonuçlar doğuran sosyalizm deneylerinin şeklen de çöküşü eklenmişti. Birçok şey, tepe takla gitmişti. İfrat dalgası, tersinden yükselişteydi artık.

‘Toplum için’liğin yanı sıra ‘birey olma’ yerine, ‘bireycilik’ tercih edildi.  Kuşkusuzluk, abartılı kuşkuculuğa; sorusuzluk, sonu gelmez sorulara bıraktı yerini. Semavi dinlerin ‘cennet’ vaadlerinden geri kalmayan büyülü gelecek tasavvuru, ‘ütopyasızlık’a; içeriği her şey saymak biçim fetişizmine; iradecilik, ‘her şey olacağına varır’cılığa (çokça kırılgan, silik, düş kırıklıgına uğramış ‘devrimci militan eskisi’ hallere)… Hüzün küpü, acı tutanakçısı, gelmiş geçmiş cümle örenlerin arzuhalcisi, elini kulağına atıp sadece nostaljik nağmeler çeken olmaklığa… Uç hastalığı, bir açıdan da hafıza kaybı üzerine oturdu. Bildiğini sandığı ‘doğru’lardan kuşku duymak değildi bu, bilinen bir şey yoktu artık.

Yerine göre yeniden, yerine göre ‘yeni’yi aramanın ve bulmanın ön şartı sınır tanımamaktır; sınır ötesindeki yeni sınırların da ötesine odaklanabilmektir. Öyleyse farkına vardıkça, kendi yanlış ve eksiklerimizi hedefe kendi ellerimizle yerleştirmek, tam da ‘on ikiden vurmak’ neden olmasındı? Bunu -en azından layıkıyla- yapamadığımız içindi ki kendi ellerimizi boğazımızı sıkmakta ‘düşman’ ellerle yarışırken yakalayıp duruyoruz hâlâ!

www.huseyin-simsek.com huseyin.simsek@gmx.at

Vielleicht gefällt dir auch