DUYGU FIRAT-TELLİOĞLU

Virginia Satir ile aile içi iletişim konusu

Dünyayı değiştirmek için, aileyi değiştirmek gerekir. (Virginia Satir)

Bu aralar Virginia Satir’ın özgüveni ve aile içi iletişimi konu alan kitabını okuyorum. Kitabın Türkçe ismini bulamadığım için henüz Türkçe’ye çevrilmediğini düşünüyorum. Kitabı ilk okumaya başladığımda “abarttıkları kadar yokmuş bu kadın” dedim. Verdiği örnekler bana oldukça sıradan geldi. Okumaya devam ettikçe ve okuduğumu sindirmeye başladıkça anladım ki, çok zorlandığımız iletişim konusunu o kadar basit ve etkileyici bir şekilde işlemiş ve okuyan kişiyi küçük adımlarla değişime zorluyor. Yani bu kitabı okuduktan sonra eski siz olmayacaksınız. Ben de kültürle harmanlandığında bundan iyi bir yazı çıkabileceğini düşündüm.

Kitabın başında çanak alıştırmasından bahsediyor. Bütün aile bireylerinin toplanıp, önlerine bir çanak/kap koyarak, bugün benim çanağımda hangi duygu var diye kendilerine sormalarıyla başlıyor alıştırma. Daha sonra bu duyguyu diğer aile bireyleriyle paylaşıp anlatmanız gerekiyor. Mesela; benim kabımda bugün öfke, mutluluk, kızgınlık ya da hüzün var gibi. Karşımızdakini yargılamadan, suçlamadan kişinin kendini anlatması için harika bir alıştırma. Özellikle çocuklu ailelerde çocuğun kendi duygularını düşünmesi ve ifade etmesi için önemli bir durumdur. Çocuk kendini ifade ederken anne veya babasını suçlamadan bunu yapma fırsatına sahip olacaktır. Bu kısmı biraz daha açmam gerekirse, çocuğunuz “bugün bana istediğim oyuncağı neden almadınız?” diye sorduğunda, yetişkin ister istemez savunmaya geçecektir. “Bir sürü oyuncağın var ve en son aldığımızı iki gün oynamadan kırdın” gibi. Hem çocuktan hem de yetişkinden suçlama geldi burada birbirlerine. Fakat bunu çocuk “bugün benim kabımda üzüntü var” diye dile getirdiğinde, yetişkin çocuğun bu duygusu üzerine konuşup, onu anlamaya çalışacaktır. Çocuğun yeni bir oyuncak isteği ile değil, içinde yaşadığı burukluğu anlatmasıyla ilgilenecek ve hatta bu duyguyla nasıl başa çıkacağını öğretebilecektir. Gerçi yetişkinlerin de bu konuda çok becerikli olduğunu düşünmüyorum açıkçası.

Bir diğer alıştırma da partnerleri birbiriyle sessiz olan iletişimlerini konu almış. Partnerinizin varlığı size ne hissettiriyor? Huzur mu? Ağırlık mı? Korku mu? Sevgi mi? Bunun için sessiz olan iletişiminize de bakmak gerektiğini düşünüyor Satir. Sarıldığınızda ya da o kanepede uzandığında ne hissediyorsunuz? Kokusu size kendinizi nasıl hissettiriyor? Bazen çocuklukta ebeveynlerimizden tanıdığımız şablonlarda kalıyor aklımız. Dolayısıyla hangisi benim algım ve gerçekte olan nedir diye bakmamız gerekiyor. Böylelikle hangi duygularımızı baba evinden getirdiğimizi de görebiliriz. Siz iletişimi tam olarak nasıl kuruyorsunuz? Partnerinize bir şey sormak ya da anlatmak için hangi durumları seçiyorsunuz? Siz ütü yaparken, maç izleyen partnerinize ödenmeyen faturayı hatırlattığınızda gerçekten sizi duyuyor mu? Bunun için verdiği alıştırmada ise, önce gözlerinizi kapatarak partnerinize dokunmanızı istiyor. Daha sonra birbirine değmeyen iki sandalyeyi sırt sırta geleceğiniz şekle getirip bu pozisyonda ne kadar hissedebildiğinize bakmanızı öneriyor.

Satir’a göre iki türlü aile yapısı vardır. Birincisi eğitici, diğeri ise sorunlu aile yapısıdır. Birinci aile yapısında, üyeler sahip oldukları aileden mutluluk duyarlar. İkincisinde ise bireyler kendilerini mahkûm hissederler, sevgilerini ve verdikleri değeri ifade edip ortaya çıkaracak açıklığa sahip değildirler.

Bir diğer beni çok etkileyen hususta ise Virginia Satir, neyi nasıl söylediğimize dikkat çekiyor. Esasında ne söylediğimiz değil nasıl söylediğimiz belirliyor iletişimimizi. Söylerkenki ses tonumuz, mimiklerimiz, ne kadar yakın durduğumuz, nasıl baktığımız genellikle söylediklerimizden daha çok şey ifade ediyor. Mesela işe geç kalmamak için kolundan çekiştirdiğimiz çocuğumuzun gözünden nasıl görünüyoruz? Telefona bakarken partnerimize “nasıl geçti günün hayatım?” dediğimizde, ilgili bir partner mi oluyoruz? Teorik olarak bir şeyleri doğru yapmak yetmiyor. Gün içerisinde bir kere bile gerçekten gözlerinize bakan ve sizi anlamaya çalışan birini gördüğünüzde gününüz daha güzel geçecektir. Destek kelimesine en çok ailede ihtiyaç duyarız. Aktif olarak yardım etmeseler bile, istediğimiz bir şeyi yapabileceğimize inanmaları, bizi çok daha güçlü yapar.

İletişim çok yönlüdür ve iletişimde olduğumuz kişiler, kendimize verdiğimiz değeri belirlemekte çok büyük rol oynarlar. Bazı insanların yanında kendimizi daha rahat hissederken, bazı insanların yanında durmak istemememizin nedeni budur aslında. Size herhangi bir şey söylemeseler de üzerinizde yarattıkları ağırlık mesafe koyma isteği için yeterlidir. Bazen bu kişi mesafe koyamadığımız ve kendimizi sorumlu hissettiğimiz kişi olur. Bu da genellikle aile bireyleridir. Aile iletişimi ilk öğrendiğimiz yerdir. Dolasıyla aile içi iletişimin nasıl olduğu gözlemlenmeli, fark edilmeli ve eğer gerekiyorsa değiştirilmelidir.

…………………………………
Viyana, Psikoterapist
Duygutellioglu.at
Firatduygu@hotmail.com

Vielleicht gefällt dir auch