RESMİYE ASLAN

Irkçıların başbelası bir şair: Erich Fried

Viyana – Viyana’nın 9. Bölgesi (Alsergrund), Alserbach Caddesi’nden geçerken 11 numaralı apartmanının duvarında bir anma levhası gözüme takıldı. Durup baktım. Levha, 6 Mayıs 1921’de Yahudi bir ailenin çocuğu olarak doğan ve 17 yaşına kadar apartmanın 16 numaralı dairesinde yaşamış Viyanalı şair Erich Fried, onunla aynı dönem apartmanda yaşamış ve Naziler tarafından öldürülenlerin anısına yerleştirilmiş.

Tekrar şehir içine doğru yürürken, söz konusu apartman ile Alserbach Caddesi’nin bundan tam 99 yıl önceki görünümünü hayal ettim. Ya yaşanan acılar! Onları hissedebilmek mümkün mü? Şair arkadaşım Hüseyin A. Şimşek’in, Viyana’yı anlatan bir şiirinde yer verdiği şu dizeler geldi aklıma:

bakmayın Viyana’nın kurulduğu yerde durduğuna / kadim bir nehirle / her gün yeni şiirlere akar…”

Dünyanın yaşanılabilir en iyi şehri olmasıyla övündüğümüz Viyana’nın, özellikle de faşizmin hüküm sürerkenki (1934-1945) tarihinde yaşanan yoksulluğun, işkencelerin, ayrılıkların, ölümlerin acısını hissedebilen kaç kişi vardır? Bunun için o yıllara ait bir öykü ya da bir şiir okumak, bazen de bir şarkı dinlemek gerekir.

Erich Fried, Nazilerin Viyanalılara yaşattığı acı dolu yılları bizzat yaşamış, bu acıları şiirleriyle en iyi yansıtmış ve hissettirmiş Viyanalı şairlerden biridir. Fried’in Avusturya’da yaşadığı dönem; 1927’nin Kanlı Cuma’sı, 1934’ten sonra ise Dollfuss yönetimi tarafından austro-faşist ırkçılığın yükseldiği, işçilerin ezildiği, sol partilerin yasaklandığı dönemdir. 1938’de Almanya’nın Avusturya’yı işgalinden kısa bir süre sonra babası, Gestapo soruşturması sonucu gözaltında; büyükannesi Melvine Stein ise Theresien (Theresienstadt) Kampı’na, oradan da bir imha kampına götürülerek öldürülür.

4 Ağustos 1938’de Viyana’dan ayrılmak zorunda kalan şair, İngiltere’ye sığınır. Fried’in Viyana’da yaşadığı dönem, yazdıklarını derinden etkileyecektir. Bu etkiyle, şiiri, politik mücadelesinin bir parçası olarak gören toplumcu bir şair olacaktır. Onun anlatıldığı bir yazıda, Viyana’da geçen çocukluk ve gençlik yıllarına, Viyana şehir merkezinde tanık olduğu Kanlı Cuma’ya değinmemek olmaz.

Kanlı Cuma (Blutigen Freitag)

30 Ocak 1927’de, Burgenland eyaletinin Schattendorf kasabasında, Sosyal Demokrat İşçi Partisi[1] üyelerine bir toplantı halindeyken, Avusturya-Almanya Cephe Savaşçıları Birliği[2] adındaki milliyetçi bir yapılanmanın üyeleri tarafından ateş açılır. Hırvat kökenli Matthias Csmarits ve henüz sekiz yaşında olan Josef Grössing öldürülür. Olayda beş kişi de yaralanır. Olayın tutuklu failleri, Viyana Ceza Mahkemesi’nde (Justizpalast) yargılanır. 14 Temmuz’da yapılan duruşmada beraat kararı verilir. Beraat kararını veren yargıç Walter Riehl de milliyetçi örgütlenmenin üyesidir.

Soldan: Erich Fried, doğduğu apartman, büyükannesi Melvine Steinin adının yer aldığı apartman sakinleri listesi ve şairin adının verildiği lisenin levhası.

Schattendorf Duruşması“ olarak bilinen duruşmada alınan karar işçiler arasında öfkeye ve isyana neden olur. Hemen ertesi gün, 15 Temmuz’da Viyana’da binlerce işçi şehrin dört bir yanından şehir merkezindeki adliye sarayına yürür ve işgal eder. Evrak dairesi tahrip edilir, içinde işçilere karşı açılmış davaların bulunduğu dosyalarla birlikte adliye sarayı ateşe verilir. Dönemin Viyana Emniyet Müdürü Johann Schober, elindeki polis gücünün işçileri durdurmaya yetmeyeceğini öne sürerek ordunun müdahalesini talep eder. Ancak Savunma Bakanı Carl Vaugoin bu talebi reddeder. Bunun üzerine Schober, polis kuvvetlerine askerlerin ağır silahlarını vererek işçilere ateş etmelerini emreder. Polislerin açtığı ateş sonucu 89 işçi öldürülür ve 1600’den fazlası da yaralanır.

Aynı gün, annesiyle birlikte Viyana’nın birinci bölgesine gitmekteyken, yaşanan olaylar nedeniyle bir mağazaya sığınmak zorunda kalan ilkokul çağında bir çocuk, o kanlı katliamı, ölü ve yaralıları mağazanın vitriminden görür. Daha sonra, devam ettiği okulda yapılan Neol kutlamalarında sahneye çıkar ve şu konuşmayı yapar:

“Sayın bayanlar, baylar! Ne yazık ki Noel şiirimi okuyamayacağım. Çünkü Emniyet Müdürü Dr. Schober’in misafirler arasında olduğunu duydum. ‘Kanlı Cuma Günü’ şehir içindeydim, ölü ve yaralı sedyeleri gördüm. Emniyet Müdürü Dr. Schober’in önünde şiir okuyamam.”

Sahnedeki çocuğun sözlerine sinirlenen Emniyet Müdürü Schober salonu terk eder. Arkasından mikrofondan öğrencinin sesi tekrar duyulur: “Şiirimi şimdi okuyabilirim.” Bu çocuk, hayatı boyunca aşırı milliyetçilerin baş belası kesilecek olan Viyanalı şair Erich Fried’dir. “Kanlı Cuma” olarak tarihe geçen o katliam, Birinci Cumhuriyeti’n sonunun başlangıcıdır.

Nadir Nadi’nin o günlere dair tanıklığı

Fried’in 17 yaşına kadar yaşadığı yıllarda, Türkiye’den de bir genç vardır Viyana’da. 1930-1933 yılları arasında, Viyana Üniversitesi’nde öğrenim gören ve aynı zamanda Cumhuriyet gazetesi muhabiri olan Nadir Nadi! 21 Eylül 1983’de Ali Sirmen’nin kendisiyle yaptığı bir söyleşide, o günlerin Viyana kentini şöyle anlatır Nadi:

Halk yoksuldu. İşsizlik almış yürümüştü. Sokakta yürürken, temiz giyimli yoksul insanlar görürdüm. Adamın kravatı var, gömleğin yakaları yenmiş, orası burası dikilmiş bile olsa tertemiz, onun bunun yanına gider, gayet kibar tavırla; – işsizim, bana yardım eder misiniz? diye dilenirlerdi. Çok hazin manzaraydı tabii. Sonra sabahları büyük otellerin önünde, çöp bidonlarının içinde, kemik, yenmemiş tavuk parçası arayan insanlar görürdüm.”

Viyana Üniversitesi’nde öğrenimine devam edemeyip, İsviçre’ye gitmek zorunda kalan Nadir Nadi, aynı şöyleşi de şunları da ifade eder: “Viyana’daki son aylarımda Naziler hemen her gün karışıklık çıkarır olmuşlardı. Öğleden sonra bir de bakıyordunuz ki binlerce uçan balona iliştirilmiş gamalı haçlı Nazi bayrakları göğe doğru yükseliyor. Bunlara polis de bir şey yapamıyordu. Viyana’daki yoksul üniversite öğrencileri ikiye ayrılıyorlardı. Nasyonal Sosyalistler ve Sosyal Demokratlar. Nasyonal Sosyalistler daha kalabalıktılar ve Üniversite’de sürekli olaylar çıkarıp, karşıtlarını zemin kat penceresinden dışarı atıyorlardı.”[3]

Bütün bu yaşananlar ortadayken, Fried’in toplumcu bir şair olmasını, şiiri de mücadelenin bir parçası olarak görmesini anlamamak mümkün mü? “Şiir Okumak” adlı şiirinde bunu dile getirir gibi:

“Her kim, bir şiirden kendi kurtuluşunu bekliyorsa / o en iyisi, şiir okumasını öğrenmelidir/ Her kim, bir şiirden hiçbir kurtuluş beklemiyorsa, o da şiir okumayı öğrenmelidir”

Viyana’da yaşadığı acıları, sürgünde hep yanında taşıdı

Erich Fried, özellikle soğuk savaş yıllarında güncel politikayla yakından ilgilenir. Her zaman haksızlığa karşı durur, bunu yaparken de bağımsız, radikal demokrat bir kişilik sergiler. Bu nedenle İngiltere’de siyasi yorumcu olarak çalıştığı BBC’deki işini bırakır, aynı zamanda üyesi olduğu Komünist Parti’den de ayrılır. Çoğumuzun bildiği “Ve Vietnam Ve” şiirini Vietnam savaşına, “Dinle İsrail” şiirini -bir Yahudi ailenin çocuğu olmasına rağmen- İsrail-Filistin savaşına karşı yazmıştır. Yaşadığı çağın sıkıntılarını fazlasıyla çekmiş bir şair olarak, hayatını ırkçılıkla mücadele etmekle geçirmiştir.

Şiir ve sloganın sağlam bir harmoni yakaladığı “Hükmetme Özgürlüğü” şiirinde, sanki bugün özgürlük adına yapılan işgallerin çelişkisini anlatır: “ ‘Burada özgürlük hükmediyor’ demek her zaman bir yanılgı veya yalandır. Özgürlük hükmetmez” Yazdıklarıyla sadece şiir okumayı değil, hayatı sorgulamayı da öğretir.

Erich Fried, 2. Dünya Savaşı sonrası yazınının en önemli isimlerinden biri olarak 1988’de öldüğünde arkasında otuzun üzerinde şiir kitabı, düzyazı derlemeler, sahne, roman ve radyo oyunu bırakmış bir şair, gazeteci ve çevirmendi. Memleketi Viyana’da geçen çocukluğunu ve gençlik yıllarının acılarını, sürgünde geçen hayatı boyunca hep yanında taşımıştır.[4]


[1] Sozialdemokratische Arbeiter Partei – SDAP

[2] Frontkämpfervereinigung Deutsch-ÖsterreichsFrontkämpfer

[3] Cumhuriyet, Nadir Nadi Anlatıyor: Bir Yazarın İlk Gazetecilik Yılları, 28 Eylül 1983 

[4] Yararlanılan diğer kaynaklar: file:///D:/friedthunecke.pdf, www.hdgoe.at, www.meike-lindemann.de ve de.wikipedia.org

resmiye.aslan1511@gmail.com

Vielleicht gefällt dir auch