ERHAN ALTAN

Yabancı kentlerin kafelerinde çalışabilme çareleri

Yabancı kentlerin kafelerinde çalışabilmeniz, yani bu mekanları da kendiniz için barınılabilir yapmanız, kendi düzeninizi oraya bir miktar taşımanız demek. Ancak bunun bir sınırı var, bir miktar uzlaşmanız gerekiyor. Örneğin müzikli bir kafenin müziğinin sesini belki azıcık kıstırabilirsiniz ama kapattıramazsınız. Dolayısıyla bazı mekanlara girmeye hiç yeltenmemeniz gerekiyor. Veya Paris’in kafeleri gibi garsonun, kahvenizi içer içmez sizi oradan postalayacağının mimiklerini henüz oturmanızla birlikte gösterdiği yerlerde çabalamanın da bir anlamı yok. Popüler kültürün dominant olduğu ya da rant baskısının yüksek olduğu mekanlardan da, popülerleşmiş ya da nostaljikleşmiş mekanlardan da uzak durmanız gerekiyor. Buna karşın gözden kaçmış, unutulmuş hatta kendini unutmuş mekanlar çoğu zaman bir hazine içeriyor.

Boşların masada kalmasının, yani masanın bomboş kalmamasının, neden önemli olduğunu daha önce Hallaç’ta yazmıştım. İstisnai bir sorun bu tabii, çünkü her gün gittiğiniz kafelerde buna zaten gerek olmuyor, herkes sizi tanıyor ve rahat bırakıyor. Viyana’nın eski kafelerinde de özel bir davranış geliştirmeye gerek yok. Örneğin Café Prückel’in garsonları, pasta tabaklarını topluyorlar ama kahve fincanlarına asla dokunmuyorlar. Masanın bomboş bırakılmasının müşterinin o masadan sökülüp bir çoraklığa sürüklenmesi olduğunu biliyorlar. Yeni işe alınanlara hemen söyleniyor bu. Sorun kentin dış mahallelerinin yeni kafelerinde veya yabancı kentlerin huyunu suyunu bilmediğiniz kafelerinde patlak veriyor

Tabii ki garsonun fincanı almasına üstünü elinizle kapatarak engel olabilirsiniz ancak bu bir sürü soruyu beraberinde getirecek ve iş garsona neden böyle davrandığınızı açıklamak zorunda kalmanıza kadar varabilecektir. Gerçi bu iyi de olabilir. Boşları tutarak kurduğunuz oturma odası atmosferini bir aile ortamına doğru ilerletebilirsiniz. Eğer istiyorsanız tabii. Ama aile her durumda iyi bir şey değildir, muhtemel bir yakın markaj, hatta yüz göz olunma durumuna düşmenizle sonuçlanabilir.

Eğer soda veya çay içiyorsanız bardağın dibinde bir miktarını bırakmanız alınmasını engelleyebilir. Ama bu garsonun hoyratlığı ölçüsünde de değişebilir. Bazen bardağın doluluk oranı beşte bire indiğinde bile alıp götürebilirler. Onların hamaratlığı sizin keyfinizden önce gelir çünkü. Ancak sonrasında ‘bardağım bitmemişti’ diyerek utandırabilir, yenisinin ikram edilmesini sağlayabilirsiniz. Üstelik bir dahaki sefere daha temkinli olacaktır size karşı. Alıp götürmedikleri durumda ise bu artık miktarı, masanızın rahat bırakılması karşılığında ödediğiniz kira olarak görebilirsiniz.

Türkiye’deyseniz kahvenin yanında gelen lokumu geri verip yerine bir kurabiye vermelerini istemeniz işe yarayabilir. Hem çakma lokum geleneğinden kurtulmuş ve tadı genelde iyi olan kurabiyeye kavuşmuş olursunuz hem de en başta garsonda bir tuhaflık duygusunu oluşturmuş olursunuz ki daha sonra bunun üzerine sizi rahat bırakmaları ayrıcalığını adım adım inşa edebilirsiniz. Gariplikleri olan bir müşteriyle uğraşmayı onlar da istemeyecek, dahası içlerindeki iyicil kuvvetleri sizi memnun etmek için kullanmak isteyeceklerdir.

Dikkat: tüm önlemlere karşın en umulmadık saldırılar siz başınızı önünüze eğmiş yazarken veya aklınızdakileri toplamaya çalışırken gelir. Birden bir el uzanır önünüze, tepsisiyle birlikte fincanı almak üzere. Aniden elinizle fincanın üstünü kapatma refleksini geliştirmiş olmanız gerekir böyle durumlarda. Bu son hamleye er ya da geç başvurmak zorunda kalacaksınız. Bunu yaparken “o kalıyor” deyip belli belirsiz bir gülümsemeyi eksik etmeyin yüzünüzden. Bu anilikle yumuşaklığı bir arada sağlamanız zaman alacaktır. Unutmayın asgari enerji harcamasıyla ve bir süreliğine kurduğunuz bir açıklık, sokağın ortasında bir çalışma odasıdır bu.

https://erhan-altan.blogspot.com/

Vielleicht gefällt dir auch