MUZAFFER ORUÇOĞLU

Yazarlar Dizisi 3: Alexander Harris

Mahkum ve göçmen yazarıdır. Susuzdur. Suyu çatlatan bir susuzluktur bu. Dünyaya doğması gerekirken, 7 Şubat 1805’de İngiltere’ye doğmuş. Yunanca, Latince öğrenmiş. İçkinin ve fahişelerin yarattığı özgürlük ortamında demlenmiş, yaşamın sınır ötesine sürmüş, inkar etmiş Tanrıyı. Bu, Harris’in kızgın temelidir. Askerlik döneminde atları yakından tanımış, ne yapmışsa kırbaç cezasına çarptırılmış ve firar etmiş. Bir yazarın ilk görevi, askerlikten firar etmektir. Firardan sonra, 1825’de ruhu onu Sidney’e savurup atmış. Geldiği yer, rengini Aborjin kanından alan bir askeri polis rejimidir. Ne cellat olabilmiş ne kurban. 16 yıl kalıp geri dönmüş.  

Harris bana, yazarlıktan daha çok, öğretmenliği ve sedir ağaçlarını hatırlatıyor. Mahkum hayatına neden ilgi duyduğunu anlamış değilim. Zincir karanlığında demlenen rüyaların doğurduğu anlamlara yöneliyor, duramıyor yerinde. Coğrafya, din, dil ve düşünce değiştiren gizemli biri. İngiltere, Avustralya, Amerika, Almanya, Kanada… Avustralyalılar bunu Avustralya yazarı sayıyorlar ama ben saymıyorum. 

Avustralya ile ilgili en başarılı kitabı, ‘Yerleşimciler ve Hükümlüler’dir. Gerçek bir yerli edebiyatın olmadığı topraklarda, bir askeri sömürge rejiminde, sanki bir kangurudan doğmuş gibi samimi ve sevgiyle, olağanüstü, keskin bir gözlem gücüyle yazmış. Sırf bunun için Avustralya yazarı diyebilirim ama dilim varmıyor. Durmamış. Gelip geçmiş. Avustralya’ya gelip anılarını yazan Mark Twain’i, 1922’de New South Wales’e yerleşip ‘Kanguru’ romanını yazan DH Lawrence’ı veya Aborjinleri yazan Marlo Morgan gibi Avustralyan olmayan yazarları çağrıştırıyor. 

Harris’in, İngiltere ile doğrudan bağlantısı olan sömürgeci idareye karşı tavrı hasmanedir. Eserlerinde, toprağa yerleşen ve üzerlerindeki sömürge baskısına karşı homurdanan sıradan göçmenlere ilgi ve sempatisi var. Bir göçmenin, yarı- otobiyografik anlatıları gibi görünen bu eserler, okuru, Aborjinlerin, sığır emekçilerinin, markacıların, hırsızların, mahkumların dünyasına götürüyor. Mahkumların kırbaçlanması, geçiş ve izin sistemi ve arazi hibeleri gibi konuları çarmıha geriyor. Gelgelelim ki Harris, Aborjinlere yönelik katliam konusunda tepkisini pek açıktan göstermiyor. Hatta, ‘Yerleşimciler ve Hükümlüler’ adlı eserinde, 1838’de, 27 Aborjin erkek, kadın ve çocuğun katledildiği Myall Creek olayında, idama karşı çıkma adına, failleri savunuyor. Hatta ölüm cezasına çarptırılan stokçuların idam edilmemesi için imzaya açık dilekçe düzenliyor.

Aborjinlerle içli dışlı olduğu açık. Yazdıkları, onun, bir grup sarhoş Aborijinle Sydney sokaklarında çıkan yangında, bir gece beraber olduklarını gösteriyor. Hatta bir gün Jervis Körfezi yakınlarında, sarhoş, aç ve ölümcül bir vaziyetteyken, Aborijinlerin ilgisine ve desteğine mazhar oluyor, ölümden kurtarılıyor. Ay ışığında gülümseyen çalıntı şarabın yaydığı rüya gibidir. Aborjinlerin beyazlara bakışını, söz konusu eserinde, bir Aborjin’in ağzından şöyle ifade ediyor:

“Sizler!” diyor, “bir söz için birbirinizi bağlayan ve birbirinizi kırbaçlayanlar; birbirinizi yeme derekesinde kıskanan sizler; mal varlığınızı artırmak için bizi avlanma alanımızdan mahrum bırakanlar; sizler, iki sınıfa ayrılmış bir halk, biri nefret dolu, diğeri aşağılık, zorba ve köle…. Ormanda özgürce yürüyen, ihtiyacı olandan fazlasını kabul etmeyen, asla kavga etmeyen, derinden yaralanmış bir halkı…. dönüştürmeye kalkışıyorsunuz. Ne saçma.”

Harris, hayalci olmasına rağmen yorum ile gerçeği, gösterge ile olguyu çok iyi ayırd edebiliyor. Onun antagonizmi yakıcı ve çıplaktır. Tarihseldir. Alegorik çağrışımlarla tarihe taşır beni. Ruhunu, ağzından çıkan sözcüklere yedirerek konuşan tipler çoğalır içimde. Bir yanda, doymak nedir bilmeyen, işgalci, katliamcı beyaz rejim, diğer yanda topraklarını kaybetmiş, varlık inancından kopmuş, umudunu arayan, ve beyaz rejime karşı derin bir öfkeyle dolup taşan Aborjin gerçekliği. Eserinde şöyle diyor: “Eşit zeminde bir barış ligi istiyorsak, gerçekten ona giden yol yok, onların topraklarından vazgeçip ülkelerini terk etmemiz…..”

Aradan 230 yıl geçmiş, iki kesim arasında, hala “bir barış ligi” kurulamamış.

1842’de kardeşi Robert ile Avustralya’yı terk ediyor. Gemide boş durmuyor. Ursula Carr ile tanışıyor, evleniyor onunla. Bu evlilikten birkaç çocukları oluyor. 1843 Temmuz’una kadar Londra sokaklarındadır. Karınca köresi gibi sözcük kaynıyor meramında. Zıt değerli, ikircikli, maldar, mekansız, eli açık…

İçki alemine ne ölçüde girmiştir, belli değil. Kenar mahallelerde misyonerlik yaptığından söz ediliyor. 1846’da işçi sınıfına yakın People’s Journal’da, Working Hand adıyla, Yeni Güney Galler’de, sömürge yaşamına ve kırbaç cezasına dair yazılar yazıyor. 1847’de yazılar, Avustralya Backwoods’da On Altı Yıllık İşçiliğin Anıları adıyla çıkıyor. Bir çeşit vakayıname. Adam, sürekli ad değiştirdiği için bu yazılar bu kez, Bir Göçmen Teknisyeni adına çıkıyor. Yazılar, 1830’ları işaret eden, Yeni Güney Galler’deki sömürge yaşamının ayrıntılı bir manzarasıdır.

Yerleşimciler ve Hükümlüler adlı en ünlü romanını 1848’de yayımladı. Bu, kolonideki yaşama, koloninin içinden bakan; Illawarra gibi yerlerde çalışan insanların, mahkumların, Avustralya’ya özgü ilk tiplerin gözlerinden bakan bir romandı. İngiliz yönetimine, valisine, yargıçlarına, polisine, yöneltilmiş bir eleştiriydi. Onun için, Avustralya edebiyat tarihinde ufuk açıcı ilk eser olarak tanındı. Bu romanı okuyan Charlotte Brontë, hayranlığını açığa vurdu. Harris’in başarısı, sığır hırsızları, mahkumlar ve Sydney’in Rocks bölgesindeki fahişelerle içli dışlı olmasından, içki içmesinden, yoksulluğundan, halkı ve ilişkileri iyi tanımasından, özgür anlatımından geliyordu. Eserdeki dil, anlatılanların dilidir. Eser, orjinalitesi olmayan gevezeliklerle gölgelenmiş olsa da, döneminde emsalsizdir.

‘Göçmen Aile’ adlı romanı ise, 1849’da üç cilt halinde yayımlandı. Yeni Güney Galler’deki ceza kolonisinin 1830’lardaki çok yönlü yaşamını, geleneklerini, doğasını, Bracton ailesi aracılığıyla ama canlı bir dille anlatan bir yapıt bu. Dönemin, iş kurmak isteyen göçmenlerine yol gösterici niteliği, gölgeliyor eseri biraz. Edebiyatçılardan daha çok, döneme ilgi duyan sosyologların, sosyal tarihçilerin okuması gereken bir yapıt.

Tüm diğerlerini geçelim bir kalem. Bir kez daha anımsatalım ki, yazarın en güzel eseri, Yerleşimciler ve Hükümlüler’dir.

Avustralya’ya gelip geri giden yazarlardan bir tanesi de Henry Kingsley’dir.

……………….
Melbourne muzafferorucoglu@icloud.com

Vielleicht gefällt dir auch